Hoşgeldin Misafir
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Üye Sayısı: 10
» En Son Üyemiz: cinneta
» Konu Sayısı: 16
» Mesaj Sayısı: 16

Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 2 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 2 Misafir

En Son Konular
AÖF Laborant ve veteriner...
Forum: Sınavlarda Çıkmış Sorular
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:26 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 474
Kandaki Bakterileri ve To...
Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:20 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 349
Crohn Hastalığı nedir? Ne...
Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:18 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 104
Yetişkin hücreleri kök hü...
Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:17 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 52
Staj Belgeleri ve Dolduru...
Forum: Staj
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 12:05 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 935
Yerel Hormonlar Nelerdir?...
Forum: Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 11:58 AM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 429
PİYOJEN KOKLAR
Forum: Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 11:56 AM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 185
Üremenin Denetlenmesi Ned...
Forum: Doğum Bilgisi ve Suni Tohumlama
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 11:55 AM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 128
Hücre Yapısı, Fonksiyonla...
Forum: Hücre Kimyası
Son Mesaj: admin
01-21-2018, 03:33 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 1,202
Damızlık Süt Sığırlarının...
Forum: Temel Zootekni
Son Mesaj: admin
01-21-2018, 03:32 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 615

 
  AÖF Laborant ve veteriner sağlık bütün yıllara ait çıkmış sınav soruları (DEV ARŞİV)
Gönderen: admin - 08-13-2018, 02:26 PM - Forum: Sınavlarda Çıkmış Sorular - Cevap Yok

Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi Laborant ve veteriner sağlık önlisans programına ait bütün yıllara ait çıkmış final ve vize sorularını tek başlık halinde DEV bir arşiv olarak topladık.
Kırık linkleri (Açılmayan Bağlantıları) konu altına cevap yazarak bildirmenizi rica ederim.

2012-2013 Yıllara ait

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 4. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 4. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 4. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 4. Oturum >>>


2013- 2014 Yıllara Ait
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 4. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 4. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Ara Sınavı 4. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı 4. Oturum >>>


2014-2015 Yıllara Ait
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 1. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 2. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 3. Oturum >>>

Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Ara Sınavı 4. Oturum >>>


Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 1. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 2. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 3. Oturum >>>
Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümü Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı 4. Oturum >>>

Bu öğeyi yazdır

  Kandaki Bakterileri ve Toksinleri Temizleyen Nano-Robot Geliştirildi
Gönderen: admin - 08-13-2018, 02:20 PM - Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar - Cevap Yok

Kaliforniya Üniversitesi San Diego Kampüsü mühendisleri, kanda yüzerek zararlı bakterileri ve onların ürettiği zehirli maddeleri yok edebilen küçük robotlar geliştirdi. Görsel Telif: Esteban-Fernández de Ávila/Science Robotics

Ultrason ile çalıştırılan bu benzersiz nanorobotlar, biyolojik akışkanların kirden ve zehirden arındırılması için ileride hem güvenli hem de verimli bir yol sunabilir.

Araştırmacılar bu nanorobotları yapılandırmak için altın nanokabloları, pıhtıgöze (trombosit) ve kırmızı kan hücresi zarlarının karışımıyla kapladı. Bu hibrit hücre zarı kaplaması, nanorobotların iki farklı hücrenin görevlerini aynı anda yapabilmesine olanak tanıyor: Pıhtıgözeler (MRSA bakterileri gibi patojenlere bağlanır) ve kırmızı kan hücreleri (zararlı bakterilerin ürettiği zehirleri emip, etkisiz hâle getirir). Nanorobotların altın gövdesi ultrasona yanıt veriyor; bu sayede kimyasal yakıt olmaksızın hızlı bir şekilde yüzebiliyorlar. Bu hareket kabiliyeti, nanorobotların kanda hedeflerine (bakteriler ve zehirler) verimli olarak ulaşmasına yardım ederek, kanın temizlenme hızını yükseltiyor.

30 Mayıs 2018 tarihli Science Robotics dergisinde çalışmalarını özetleyen ekipten Josepg Wang şöyle açıklıyor: “Doğal hücre kaplamalarını yapay nano-makinelerle bütünleştirerek, minik robotlara yen, beceriler kazandırabiliriz; patojenlerin ve toksinlerin vücuttan uzaklaştırılması gibi.”

Bilimciler, sözünü ettikleri hibrit kaplamayı elde etmek için önce pıhtıgözelerden ve kırmızı kan hücrelerinden zarları tamamen ayırıyor. Ardından yüksek frekanslı ses dalgaları uygulayarak, bu zarların kaynaşmasını sağlıyorlar. Zarlar gerçek hücrelerden alındığı için tüm orijinal hücre yüzey proteini işlevlerine sahip oluyorlar. Nano-robotları yapmak için bu hibrit zarlar, spesifik bir yüzey kimyası kullanılarak, altın nano-kabloların üzerine kaplanıyor.
Nano-robotlar, insan saçının genişliğinden yaklaşık 25 kat daha küçük. Ultrasonla güç sağlandığında, kanın içinden saniyede 35 mikrometreye varan bir hızla ilerleyebiliyorlar. Sınamalarda, bilimciler MRSA ve onların toksinleri bulaşmış kan örneklerini temizlemek için nano-robotları kullanmayı denedi. Beş dakikanın ardından, bu kan örneklerinde, nano-robot katılmayan örneklerden üç kat daha az bakteri ve toksin bulunuyordu.

Bu öğeyi yazdır

  Crohn Hastalığı nedir? Neden olur? Belirtileri ve tedavisi
Gönderen: admin - 08-13-2018, 02:18 PM - Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar - Cevap Yok

Crohn hastalığı, sindirim sisteminin bazı bölümlerinin iltihaplandığı kronik bir hastalıktır. Hastalığın kesin nedeni henüz saptanamamıştır.
Ancak uzmanlar genlerin, otoimmün (özbağışıklık) tepkinin veya sigara içmenin hastalığın başlıca nedenleri olabileceğini düşünmektedir. Yaygın belirtileri kalıcı ishal, karın bölgesinde ağrı ve kramplar, aşırı yorgunluk ya da halsizlik, kilo kaybı ve şişkinlik hissidir. Kesin bir tedavisi yoktur. Uygulanan tedaviler sadece belirtileri azaltmaya ve kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Bu hastalık her yaştan insanı etkileyebilir ve belirtileri genellikle çocukluk ve erken yetişkinlik döneminde (20-35) başlar.

Crohn hastalığı nedir?

Crohn hastalığı, inflamatuvar bağırsak hastalıklarının bir türüdür. Diğer türü ise ülseratif kolittir. Sindirim sisteminde iltihap ve tahrişe neden olur ve ömür boyu sürer ancak haftalarca veya yıllarca sakin dönemler halinde seyredebilir. Ağızdan anüse kadar sindirim sisteminin herhangi bir kısmını etkileyebilir. Ama sıklıkla ince bağırsağın ucunu ve kalın bağırsağın (kolonun) başlangıcını etkiler. Hastalık genellikle yavaş ilerler ve zamanla daha kötüye gidebilir.

Crohn hastalığının belirtileri sıklıkla ülseratif kolit ile karıştırılabilir. Bu iki hastalığın belirtileri oldukça benzerdir ancak ikisini birbirinden ayıran üç önemli özellik vardır.

Crohn hastalığı ağızdan anüse kadar her bölgede oluşabilir ancak yaygın olarak ince bağırsağın (ileum) ucunu ve kalın bağırsağın başlangıcını etkiler. Ülseratif kolit ise kalın bağırsak ile sınırlıdır.
    Crohn hastalığı hem yüzeysel tabakayı hem de bağırsağın tüm katlarını etkileyebilir, ülseratif kolit ise sadece kalın bağırsağın en içteki yüzeysel tabakasını etkiler.
    Crohn hastalığında, bağırsak iltihabı, hastalıklı bağırsak yamaları arasındaki normal alanları bırakarak atlayabilir. Ülseratif kolitte ise bu meydana gelmez.

Crohn hastalığı neden olur?

Uzmanlar, Crohn hastalığına neyin sebep olduğunu henüz tam olarak bulamamışlardır. Ancak aşağıdaki faktörlerin hastalığın oluşumunda rol oynadığı düşünülmektedir.
Otoimmün (Özbağışıklık) tepki

Otoimmün, bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılığıyla oluşan tepkilere verilen genel bir addır. Crohn hastalığının bir nedeni, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla vücuttaki sağlıklı hücrelere saldırması olabilir. Uzmanlar, sindirim sistemindeki bakterilerin yanlışlıkla bağırsak sistemini tetikleyebileceğini düşünmektedir. Bu bağışıklık sistemi tepkisi, Crohn hastalığının belirtilerine yol açan iltihaplanmaya neden olabilir.

Genler

Crohn hastalığı bazen genetik (kalıtımsal) olabilir. Araştırmalar, ebeveynlerden veya kardeşlerden birinde bu hastalık varsa kişinin hastalığı geliştirme olasılığının yüksek olduğunu göstermiştir.

Diğer faktörler

    Sigara içmek
    Aspirin gibi ilaçlar veya antibiyotikler, ibuprofen gibi ağrı kesiciler ve doğum kontrol hapları
    Aşırı yağlı bir beslenme alışkanlığı

Crohn hastalığının herhangi bir gıda türüyle alakalı ya da stres kaynaklı olmadığı düşünülmektedir.


Crohn hastalığı belirtileri

    Kalıcı İshal (bazen kanlı olabilir)
    Karın bölgesinde kramp ve ağrı
    Kilo Kaybı
    Halsizlik veya yorgunluk
    Şişkinlik hissi
    Rektal (makat) kanama
    Göz kızarıklığı veya ağrı
    Ateş
    Eklem ağrıları
    Mide bulantısı veya iştah kaybı
    Genellikle bacaklarda kırmızı, ağrılı şişmiş cilt lekeleri
    Ağız ülseri

Crohn hastalığı teşhisi

Crohn hastalığını teşhis etmek bazen zordur çünkü belirtiler başka hastalıkların belirtileriyle benzer olabilir. Yapılan fiziksel muayene ve laboratuvar (kan, idrar ve dışkı) tahlilleri sonucu eğer Crohn hastalığından şüphelenilirse doktor tanıyı kesinleştirmek için hastayı bir gastroenterolog uzmanına sevk edebilir. Hastalığın teşhisi için yapılan testler şunlardır:

    Kolonoskopi
    Endoskopi
    Biyopsi
    Emar (MR) veya Bilgisayarlı Tomografi (CT) taraması

Crohn hastalığının tedavisi

Crohn hastalığının kesin bir tedavisi yoktur ancak belirtileri kontrol altında tutabilen veya azaltabilen tedavi seçenekleri vardır. Bu tedaviler hastalığın şiddetine ve belirtilere göre düzenlenir. Ana tedaviler şunlardır:

Crohn hastalığında kullanılan ilaçlar

Genellikle kalın bağırsak mukozasındaki iltihabı baskılayan ilaçlar kullanılır. Hastalığın şiddetine göre tek ya da birçok ilaç bir arada reçete edilebilir. Bu ilaçları uzun süre kullanmak gerekebilir.

Aminosalisilatlar

Bu ilaçlar, hafif belirtileri tedavi etmek için kullanılırlar. Uzun süreli kullanımı gerekebilir. Aminosalisilatların, ishal, baş ağrısı, mide ekşimesi, mide bulantısı ve kusma, karın ağrısı gibi yan etkileri olabilir.

Steroidler

Bağışıklık sisteminin aktivitesini ve inflamasyonu azaltmaya yardımcı olur. Orta ve şiddetli belirtileri olan hastalara reçete edilir. Yan etkileri nedeniyle çok dikkatli kullanılmalıdır. Kilo alımı, hazımsızlık, uyku problemleri, çocuklarda yavaş büyüme, kemik kütle kaybı, akne, yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon, enfeksiyon gelişme olasılığı, karmaşık ruh hali gibi yan etkileri vardır. Hastalığın alevlenme dönemlerinde ilaçların dozu artırılabilir.

İmmünosüpresanlar

Bu ilaçlar bağışıklık sistemi aktivitesini azaltır ve sindirim sisteminizde daha az inflamasyona neden olur. Hastalık belirtilerini iyileştirmeye yardımcı olmak için veya hasta diğer tedavilere cevap vermediğinde reçete edilir. Bağışıklık sistemini kuvvetli baskıladıkları için ciddi yan etkilere neden olabilirler.

Daha yüksek bir enfeksiyon olasılığı, yorgun hissetme, karmaşık ruh hali ve hasta olma veya hissetme, mide bulantısı ve kusma, pankreas iltihabı, karaciğer problemleri gibi yan etkileri olabilir. Bu nedenle bu ilaçlarla tedaviye başlarken dikkatli karar vermek gerekir.

Biyolojik ilaçlar

Diğer ilaçlar yardımcı olmazsa biyolojik ilaçlar olarak adlandırılan daha güçlü ilaçlar gerekebilir. Biyolojik ilaçlar, vücuttaki iltihabı engelleyen proteinlerdir. Genelde iki ila sekiz haftada bir enjeksiyonla damara zerk edilerek verilir. Kaşınma, eklem ağrısı, yüksek ateş, yüksek enfeksiyon, tüberküloz geliştirme riski gibi yan etkileri olabilir. Bazı durumlarda, örneğin rektum etrafındaki abse ve fistüllerin tedavisinde antibiyotik reçete edilebilir.
Bağırsak istirahatı

Crohn hastalığı belirtileri şiddetliyse bağırsakları birkaç gün ila birkaç hafta dinlendirmek gerekebilir. Bu tedavi yönteminde üç farklı yol izlenebilir:


    Besin içeren bir sıvı içilir.
    Mide veya ince bağırsağa yerleştirilmiş bir beslenme tüpünden besinler içeren bir sıvı verilir.
    Damardan serum ile besin maddeleri verilir.

Enteral beslenme (sıvı diyeti), normal diyet yerine ihtiyaç duyulan tüm besinleri içeren özel bir içecekle gıda alımıdır. Hasta birkaç hafta boyunca bu şekilde beslenir. Özellikle çocuklar ve genç yetişkinlerin belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir ve steroidler ile ortaya çıkabilecek büyüme riskini önler.

Crohn hastalığı ameliyatı

Crohn hastalarına bazı durumlarda cerrahi müdahalede bulunmak gerekebilir. Bu durumlar şunlardır:

    İlaçların tedavide yetersiz kalması ve yan etkileri
    Bağırsakta darlık oluşması
    Abse ve fistül (dıştaki cilt dokusu ile bağırsak arasında kanal oluşumu) gelişimi
    Çocuklarda büyümenin yavaşlaması

Rezeksiyon

Crohn hastalığında kullanılan ana operasyona rezeksiyon denir. Rezeksiyon bir organın hastalıklı parçasını kesip çıkarma işlemidir. Ameliyat sırasında anahtar deliği yöntemiyle karın bölgesinde küçük kesikler açılır. Bağırsaktaki iltihaplı kısım temizlenir ve bağırsakların sağlıklı kısımları birbirine dikilir.

Striktüroplasti

Bağırsak daralması söz konusu olduğunda uygulanır. Bu ameliyatta bağırsak kaybı olmadan darlık giderilir. Ancak bu ameliyat her hasta için uygun olmayabilir. Çoğunlukla ameliyatlar genel anestezi altında yapılır. Yaklaşık bir hafta hastanede kalmak gerekebilir ve tamamen iyileşmek birkaç ay sürebilir. Bazen bir ileostomiye (bağırsağın torbaya bağlanmasına) ihtiyaç duyulabilir. Crohn hastalığının kesin bir tedavisi olmadığından ameliyat olmuş bir hastada yıllar sonra da olsa hastalığın tekrarlanma olasılığı yüksektir.

Bağırsağın tıkanması ya da delinmesi, kontrol altına alınamayan bağırsak kanaması ya da bağırsak hareketlerinin durması sonucu hastaların acil ameliyata alınması gerekebilir.

Crohn hastalığı ilerlerse ne olur?

    Bağırsak tıkanıklığı
    Bağırsakların duvarından geçen iltihaplanma sonucu oluşan fistüller ve abseler.
    Makatta kaşıntı, ağrı veya kanamaya neden olabilen anal fissürler
    Ağız, bağırsak, anüs veya perineumda (apış arası) ülser
    Yetersiz beslenme
    Eklemlerde, gözlerde ve ciltte iltihaplanma

Crohn hastalığı kanser yapar mı?

Kalın bağırsakta Crohn hastalığı varsa kolon kanseri geliştirme olasılığı daha yüksek olabilir. Eğer Crohn hastalığı için tedavi alınır ve hastalık kontrol altına alınırsa kolon kanseri geliştirme olasılığı azaltılabilir. Ayrıca düzenli kanser taraması yaptırmak erken teşhis ve tedavi şansını arttıracaktır.
Crohn hastalığı için bitkisel tedavi ve çözümler

Probiyotikler

Sindirim sisteminizde, sindirime yardımcı olan ve “kötü” bakterilere karşı koruma sağlayan “iyi” bakteriler vardır. Eğer antibiyotik kullanıyorsanız bu iyi bakteriler vücudunuzda azalmaya başlar. Probiyotikler tükettiğiniz canlı mikroorganizmalardır ve bağırsaklarınızdaki iyi bakterilere çok benzerler. Bazı gıdalarla alabilirsiniz veya probiyotik takviyeleri kullanabilirsiniz. Probiyotikler, hastalığınızın konumuna ve aşamasına bağlı olarak az ya da çok yararlı olabilir.

Yoğurt, en yaygın probiyotik kaynaklarından biri olmasına rağmen, Crohn hastalığı olan birçok insan süt ürünlerine duyarlıdır. Ancak lahana turşusu ya da kefir probiyotik içeren gıdalardandır.

Prebiyotikler

Prebiyotikler, probiyotikler ve bağırsak bakterileri için besinlerdir. Diyetinize prebiyotikler eklemek normal bağırsak bakterilerinizin işlevini artırabilir. Probiyotiklerle birlikte prebiyotiklerin kullanılması probiyotikleri daha etkili hale getirebilir. Prebiyotikler sindirilmeyen karbonhidratlardır. Enginar, bal, kepekli tahıllar, muz, soğan ve sarımsak, prebiyotik içeren gıdalardır.

Balık yağı

Balık yağı kolesterol sağlığını geliştirmek için uzun zamandır kullanılmaktadır, ancak aynı zamanda Crohn hastaları için de faydaları olduğu öne sürülmektedir. Balık yağında bulunan Omega-3 yağ asitleri antiinflamatuar özelliklere sahiptir ve Crohn semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir.

Balık yağı takviyesine başlamadan önce doktorunuzla konuşun. Yüksek dozda balık yağı almak veya kan inceltici ilaçlarla birlikte kullanmak kanama sorunlarına yol açabilir.
[b]Kaygan karaağaç

Kaygan karaağaç, bitkisel bir ilaçtır ve saydamdır. Tahriş olmuş dokuları korur ve iyileşmelerini destekler. Su ile karıştırıldığında kaygan bir jel haline gelen bir madde olan müsilaj içerir. Bu madde, ağız, boğaz, mide ve bağırsakları rahatlatır ve bu da Crohn’un belirtilerini iyileştirir.
Diğer bitkisel öneriler

Crohn’s hastalığının semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilecek bazı bitkisel tedaviler şunlardır:

    Aloe vera suyu
    Sarı papatya
    Nane

Bitkisel tedavileri denemeden önce doktorunuzla konuşun. Bazıları aldığınız ilaçlarla tehlikeli şekilde etkileşime girebilir. Ayrıca istenmeyen yan etkilere de sebep olabilirler.

[/b]
[b]Crohn hastaları için öneriler
[/b]


    Sigara ve alkolü bırakın.

    Kola, gazoz ve soda gibi karbonatlı veya gazlı içeceklerden kaçının

    Patlamış mısır, sebze kabukları, fındık ve diğer yüksek lifli gıdalardan kaçının

    Bol su için

    Az az ve sık sık yemek yiyin

    Sorunlara neden olan yiyecekleri saptamak için bir yemek günlüğü tutun

    Uyku düzeninize dikkat edin.

    Stresten uzak durmaya çalışın.

    Reçetesiz ilaçları dikkatli kullanın. Bu tarz ilaçları almadan önce muhakkak doktora danışın. Çünkü bazıları belirtileri tetikleyebilir ve Crohn hastalığı için kullandığınız ilaçların faydasını azaltabilir. Örneğin, ibuprofen gibi anti-inflamatuar ağrı kesiciler, bazı kişilerin belirtilerini kötüleştirebilir.

    Eğer immünosüpresan ilaçlar ya da biyolojik ilaçlar alınıyorsa enfeksiyon riski bulunduğundan her yıl grip aşısı ve bir defaya mahsus zatürree aşısı yaptırılması önerilir. Ancak MMR (kızamık, kabakulak, kızamıkçık) aşısı gibi canlı aşılardan kaçının, çünkü bu aşılar hasta edebilirler.

    Crohn hastalığı olan kadınların çoğu normal gebelik ve sağlıklı bir bebeğe sahip olabilir. Bununla birlikte, bazı Crohn hastalığı ilaçları doğmamış bir bebeğe zarar verebilir. Bu durumda doktora danışıp uygun bir tedavi seçeneğine karar verin.

    Çocuk hastalarda ruhsal problemler olursa mutlaka psikolojik destek alın.



Kaynaklar

1- Crohn's disease

2- Causes of Crohn’s Disease
3- Crohn disease

Bu öğeyi yazdır

  Yetişkin hücreleri kök hücreye dönüştürecek kokteyl
Gönderen: admin - 08-13-2018, 02:17 PM - Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar - Cevap Yok

Kudüs’te bulunan Hebrew Üniversitesi araştırmacıları, yetişkin hücreleri kandırarak pluripotent (gelişen bir embriyonun erken aşamalarında var olan, canlıyı oluşturan özelleşmiş tüm hücre tiplerine dönüşebilme yeteneğindeki henüz farklılaşmamış hücreleri tanımlayan...


kök hücrelere dönüştürmede kullanılabilecek yeni bir kokteyl geliştirdiler.
Rejeneratif (yenilemeci) tıp, kaybedilmiş ya da zarar görmüş hücreler, kaslar ya da organların hücre nakliyle yeniden kazanılmasını görev edinmiş yeni ve genişleyen bir alan. Embriyolardan kök hücre alınması bazı etik tartışmalar yaratıyor. Yenileyici genlerle yetişkin hücrelerin yeniden programlanarak tıpkı embriyodan alınan kök hücreler gibi kullanılması bu tartışmalara da çözüm getirebilir.
Uyarılmış pluripotent kök hücreler (IPSCs) olarak adlandırılan hücreler, zarar görmüş ya da hastalıklı olan hücrelerin yerine geçebilecekler. Ancak biliminsanları, hücreleri yeniden programlayacak olan bu işlemin, hücrelerin kullanışlılığını kısıtlayan bazı genetik anormallikleri başlatabileceğini fark etmişlerdi.
IPSCs üretebilmek için yetişkin hücreler, embriyonik kök hücrelerde aktif halde bulunan genlerle oluşturulmuş bir kokteyle maruz bırakıldı. Daha sonra bu kök hücreler bölünerek sinir ve kas gibi diğer hücre tiplerine ayrıldı. Fakat hücreleri yeniden programlayacak etkenlerin standart olarak birleştirilmesi, elde edilen hücrelerde yüksek oranda ciddi genomik sapmalara sebep oldu (Bu etkenlere kısaca OSKM denilmektedir – Oct4, Sox2, Klf4 ve Myc).
Şimdi, Kudüs’ün Hebrew Üniversitesi araştırmacıları, yüksek kaliteli IPSCs üreten yeniden programlayıcı yeni bir kokteyl geliştirdiler. Hebrew Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bulunan İsrail-Kanada Tıbbi Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Yosef Burganim, MIT’de biyoloji profesörü olan Rudolf Jaenisch’in kurucu üyesi olduğu Whitehead Enstitüsü Laboratuvarının biliminsanlarıyla çalışıyor.
Araştırmacılar, yeniden programlayıcı etkenlerin değiştirilmesinin, hücrelerin yenilenmesinde daha kontrollü ve yüksek kaliteli IPSCs kazandıracak bir yol olduğu fikrine vardılar. Bunun için fare hücreleri üzerinde çalışan Dr. Burganim ve araştırmacı biliminsanı Styliani Markoulaki, yeni etken kokteylini tasarlamak için biyobilişim analizi kullandılar (Yeni etkenler Sall4, Nanog, Esrrb ve Lin28, kısaca SNEL’dir).
Sonuçlar, yeniden programlayıcı etkenler arasındaki etkileşimin elde edilen IPSCs sayısı ve kalitesinde oldukça önemli bir rol oynadığını gösterdi; bambaşka bir etken birleşimiyle daha kaliteli ürünler elde edilecek olabilir.
Yeni SNEL kokteyli daha az IPSCs kolonisi üretiyor, fakat hücrelerin yaklaşık olarak yüzde 80’i en zor pluripotent testlerini başarıyla geçebiliyor. Bu yeni kokteyl, daha fazla sayıda kök hücre kolonisi üreten, ancak büyük çoğunluğunun pluripotent testlerini geçemediği geleneksel OSKM kokteyline göre çok daha tercih edilebilirdir. Dr. Burganim SNEL kokteylinin, hücreleri OSKM’ye göre daha iyi yeniden programladığını belirtiyor. Burganim’e göre araştırması, biyobilişim araçlarının yüksek kaliteli, uyarılmış pluripotent kök hücrelerinin(IPSCs) üretimindeki etkisini göstermiştir.
Bu çalışmayla yenilemeci (rejeneratif) tıp alanı, hücre nakli tedavisine ihtiyacı olan hastalara yardımcı olabilecek klinik uygulamalara bir adım daha yaklaşmıştır. Araştırmacılar bundan sonra programlaması fare hücrelerinden çok daha zor olan ve SNEL kokteylinin işe yarayamayabileceği insan hücrelerinde IPSCs üretmek için kullanılabilecek en uygun etken birleşimini bulmaya çalışacak.

Bu öğeyi yazdır

Wink Staj Belgeleri ve Doldurulmuş Staj Dosyaları
Gönderen: admin - 08-13-2018, 12:05 PM - Forum: Staj - Cevap Yok

Laborant ve veteriner sağlık Staj belgeleri ve doldurulmuş staj dosyalarını tek başlık altında topluyoruz. Staj dosyalarını buradan paylaşabilirisiz.

Bu öğeyi yazdır

  Yerel Hormonlar Nelerdir? Vucudun neresinden salgılanır? ne işe yarar ve yokluğunda n
Gönderen: admin - 08-13-2018, 11:58 AM - Forum: Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji - Cevap Yok

Yerel Hormonlar Nelerdir? Vucudun neresinden salgılanır? ne işe yarar ve yokluğunda neler görülür?
Yerel Hormonlar
• Otakoid (yerel hormon) = autos (kendi)+ akos (ilaç)
• Otakoidler kendi etki ettiği dokuda;  sentezlenir salınır  inaktif hale getirilir.
•Bundan dolayı yerel (lokal) etki gösterir.
•Çok az bir kısmı sistemik dolaşıma geçse de dolaşımda yada dokularda parçalanırlar.
•Sistemik hormonlar ise özel bezlerde sentezlenirler ve sistemik dolaşımla bütün vücuda dağılarak sistemik etki oluştururlar.
•*Prostaglandin gibi otakoidler sistemik etki gösterir çünkü; vücudun tüm hücrelerinde sentezlenirler.
•Otakoidlerin iki temel görevi:
1. Lokal dolaşımın düzenlenmesi
2. İnflamasyon (yangı)
•Otakoidler yapılarına göre  üç gruptur:
1. Dekarboksile amino asitler: Histamin, serotonin
2. Peptidler: Anjiyotensinler, kininler, vazoaktif intestinal polipeptitler (VIP), P maddesi
3. Eikozanoidler: Prostaglandinler (PG), lökotrienler (LT), tromboksanlar (Tx), prostasiklinler (PGI)
•Otakoidler ;
1.Histamin ve Antihistaminikler
2.Prostanoidler
3.Serotonin ve Antagonistler
4.Peptidler başlıkları altında incelenecektir.
1.Histamin ve Antihistaminikler
 
•Histamin biyolojik bir amindir.
•Hayvan ve bitkisel dokularda besin ve içeceklerde yaygın şekilde bulunur.
•Histamin= beta-imidazoletilenamin
•Deri, akciğer ve sindirim sistemi mukozası gibi dışarı ile ilişkili organlarda yüksek düzeylerde bulunur.
•Pankreas ve dalak histamince fakir.
•Kandaki büyük kısmı trombosit  ve akyuvarlarda bulunur.
•Histaminin  vücutta yerleştiği yapılar 3 gruptur.
Mast hücreleri – Nöronal histamin – Diğer hücrelerdeki histamin
1.Histamin ve Antihistaminikler
1. Mast Hücreleri:
Bağdoku hücreleridir.
Dokulardaki histaminin depo kaynağıdır.
Doku hasarı ihtimali yüksek olan yerlerde (brun, ağız, vücudun iç yüzeyi, mide-bağırsak, solunum yolu mukozası) sayısı fazladır.
Mast hücrelerinin zarında 100-500bin IgE’e özgü glikoprotein reseptörü vardır.

Allerjen bir madde ile karşılaşınca IgE molekülleri ve reseptörler kümeleşerek Ag-Ab kompleksi oluşur ve mast hücresinden histamin salınmasını tetikler.
1.histamin ve Antihistaminikler
2. Nöronal Histamin:
MSS ve bazı çecresel sinirlerde histamin sentezler ve uçlarında depolar.
3. Diğer Hücrelerdeki mast hücreleri:
Mide –bağırsak mukozasında enterokromafin hücrelerinde histamin bulunur.
1.Histamin ve Antihistaminikler
ALERJİK REAKSİYONLARIN OLUŞUMU
İlk temas -Antijen   Spesifik antikor üretimi
sonraki temas   Antijen + Spesifik Antikor
Antijen – Antikor reaksiyonu
1.Histamin ve Antihistaminikler
Sentez, depolanma ve Salıverilme:
•Histidin’ den dekarboksilaz ile histamin sentezlenir.
•Pek çok yerde histaminin depo yeri;
dokuda mast hücreleri
kanda bazofiller
•Hayvansal zehirler ve ilaçlar, anafilaksi, alerji, kimyasal ve fiziksel  irkilti, bakteri toksinleri … gibi hücresel zarar veya yıkıma yol açan bir uyarı sonucunda tetiklenir.
Histamin hücrelerden ekzositoz ile salınır.
1.Histamin ve Antihistaminikler
Anafilaksi ve Alerji:
Alerjik tepkimeler mast hücreleri ve bazofillerde bulunan antikorla (IgE) birleşmesi sonucu başlar.
Bu hücrelerde Ca+’ a geçirgenlik artar.
Hücre içine giren Ca+ histamin ve heparinin hücre dışına atılmasına yol açar.
Açığa çıkan histamin;
1.Damarlarda genişleme (deri)
2. Kroner kan akımında azalma
3. Kan basıncında düşme, kalp kasılma gücünde azalma
4. Bronşlarda daralma
5. Kaşınma, düz kas kasılması, ödem’ler ve kanın pıhtılaşma süresinde uzamalar gibi akut anafilaktik şok belirtilerini ortaya çıkarır.
1.Histamin ve Antihistaminikler
Histamin Reseptörleri:
•Üç farklı Histamin reseptörü vardır; H1, H2, H3
H1: Düz kas (damar ve bağırsak), mast hücreleri, endotel ve beyinde
H2: Mide mukozası, kalp kası, mast hücreleri, damar düz kasları
H3: Beyinde bulunur.
•H1 reseptörü klasik antihistaminiklerle
•H2 reseptörleri simetidin, ranitidin, burimamid ve metiamid
•H3 reseptörleri tiyoperamid ve iyodofen-propit  gibi antihistaminiklerle bloke edilirler.
Histaminin Etkileri
DIŞ SALGI BEZLERİ:
Bronş, pankreas, göz yaşı, tükürük ve bağırsak salgıları gibi tüm salgıları artırır.
GÖZDE:
Konjunktivada kaşıntı ve şişme
Gözyaşı artışı
SOLUNUM SİSTEMİNDE (H1):
Bronş daralması
Mukoza ödemi
Salgıların artışı
Üst solunum yollarında kaşıntı
Öksürük, tıksırık, burun akıntısı
Histaminin Etkileri
KARDİOVASKÜLER SİSTEMDE (H1 ve H2):
Arteriollerin ve kapillarların genişlemesi
Köpekte karaciğer venası spazmı
(Karaciğerde kan durgunluğu ve göllenmesi)
Kapillarlarda geçirgenlik artışı
Ortalama kan basıncında düşme
UTERUSTA (H2):
Çoğu hayvanlarda düz kasların uyarılması
Histaminin Etkileri
Histamin sağaltım amacıyla kullanılmaz, sadece tanı amacıyla kullanılır.
•Cilt bölgesindeki duyu sinirlerinin kontrolü
•Aklorhidrianın tanısı……
Antihistaminik İlaçlar
HİSTAMİN ANTAGONİSTLERİ
1. FİZYOLOJİK ANTAGONİSTLER:
Adrenalin  Noradrenalin  Efedrin  Amfetamin
•Farklı reseptörleri etkileyerek histaminin düz kaslar üzerindeki
etkisini kaldırır.
2.YIKIMLAYICI ANTAGONİST:
Histaminaz
3. FARMAKOLOJİK ANTAGONİSTLER: (Histamin reseptör blokörleri)
Antihistaminikler: H1  ve H2 Reseptör blokörleri
1. H1 Reseptör Antagonistleri
•Bunlara klasik antihistaminikler denilir.
•Çoğu parasempatolitik etki, sedasyon ve yüksek dozda lokal anestezi oluşturabilirler.
 
Kimyasal yapılarına göre altı gruba ayrılırlar:
1.H1 Reseptör Antagonistleri
1.Etanolamin türevleri: sedatif, parasempatolitik etkileride var. Taşıt tutmalarında kullanılır.
2.Etilendiamin türevleri: Güçlü antihistaminik ve sedatif etki gösterirler.
3.Arilalkilamin türevleri: Düşük dozda güçlü antihistaminik etkileri vardır, sedatif etki zayıftır.
4.Piperazin türevleri: Uzun etkili antihistaminikler, antiemetik etki. Sedatif etki zayıftır.
5.Fenotiyazinler: Güçlü antihistaminik, sedatif ve antiemetik etki.
6.Piperidin türevleri: II. Kuşak antihistaminikler; astemizol, terfenadin, loratadin, setirisin. Bu grupta sedatif etki yoktur. Çünkü bu grup ilaçlar kan beyin engelini geçemezler.
1.H1 Reseptör Antagonistleri
Farmakolojik özellikleri:
•Klasik antihistaminiklerin çoğu fazla lipofilik bileşiklerdir. Dolayısıyla kan beyin engelini rahatlıkla geçerler.

•Oral kull. GIS absorpsiyonları iyidir, ancak, önemli oranda ilk geçiş eliminasyonuna uğradıklarından sistemik biyoyararlanımları iyi değildir.
•Etkinin başlama süresi ve yarılanma ömürleri ilaca göre değişir.
1.H1 Reseptör Antagonistleri
Farmakolojik Etki Şekilleri:
•H1-reseptör blökörlerihistamin reseptörlerine karşı histaminle yarışır.

•Yani:
* Histamini parçalamaz
* Antijen-antikor birleşmesi sonucu açığa çıkan histaminin salıverilmesini engellemez.
•Dolayısıyla sebebe yönelik değil, yanlızca kullanıldıkları sürece histaminin etkilerini artadan kaldırırlar.
ve antiemetik etki.
6.Piperidin türevleri: II. Kuşak antihistaminikler; astemizol, terfenadin, loratadin, setirisin. Bu grupta sedatif etki yoktur. Çünkü bu grup ilaçlar kan beyin engelini geçemezler.
1.H1 Reseptör Antagonistleri
Etkileri:
Histaminin yol açtığı;
1.Damar genişlemesi
2.Kapillar damar geçirgenliğinin artması
3. Kan basıncının düşmesi
4. Bronşların daralması
5. Bağırsak tonusu ve hareketlilliğin artaması gibi etkilerini ÖNLER.
1.H1 Reseptör Antagonistleri
Veteriner sahada kullanılan bazı antihistaminik türevleri:
Dimenhidrinat: (Anti-Em Tab., Dramamine tab.)
•Büyük ve küçük baş hayvanlarda tüm yollardan1-1.5mg/kg.
•Antihistaminik, lokal anestezik, antiemetik ve MSS üzerine yatıştırıcı etkilidir.
•Seyahat hastalığı için kullanımı daha uygundur.Köpek için 4 mg. Per os
Difenhidramin: (Allerjen şurup, Benadryl kap.)
•Kedi köpeklere Dİ veya oral 1-2mg/kg X1-2 kez
•Büyük hayvanlara Dİ veya oral 0.25-1mg/kg X1-2 kez
•Güçlü antihistaminik, antitussif, antiemetik ve yatıştırıcı etkili
Doksilamin
Pirilamin
Piribenzamin
Antazolin (Antistine amp., tab.)
Klorfeniramin (Avil)
1.H1 Reseptör Antagonistleri
Veteriner sahada kullanılan bazı antihistaminik türevleri:
Mepiramin maleat (Pyrilamine, Neoantargan)
•Lokal ve sistemik uygulamaya elverişlidir
•% 5 Solüsyonundan At ve sığır 10-30 ml, koyun 5- 10 ml. IM
•Köpek için % 2.5 Sol. 1-5 ml IM, 50-100 mg. Per os
•% 2 krem Topikal uygulama
Prometazin hidroklorür (Phenergan)
•Lokal ve sistemik uygulamaya elverişlidir
•Antikolinerjik ve hipnotik etkileri vardır
•Etkisi 24 saatten uzundur
•% 5 Solüsyonundan At ve sığır 5-20 ml, koyun 2.5- 10 ml. IM
•Küçük hayvanlarda % 2.5 Sol. 1-5 ml IM
Pirilamin
Piribenzamin
Antazolin (Antistine amp., tab.)
Klorfeniramin (Avil)
2. H2 Reseptör Antagonistleri
•Günümüzde beşeride en fazla kullanılan ilaç gurubudur.
•H2 reseptörlerine karşı histaminle yarışırlar.
•Simetidin bu grubun prototipidir (ranitidin, famotidine).
•Relatif olarak nontoksiktirler.Bu nedenle yüksek dozlarda kullanılabilir, bu şekildeki tek dozun etkisi 13-24 saat sürer.
•H2 reseptörlerini bloke ederek midedeki asit salgısını azaltırlar ve önlerler.
•Beşeride refluks özofajiti,  akut erozyonlu mide yangısı ve kanaması gibi durumlarda kullanılıyor.
•Ranitidin  (Ranitab tab.) köpeklere 0.5-2mg/kg X 2,
•Atlara 0.5mg/kg X 2
Pirilamin
Piribenzamin
Antazolin (Antistine amp., tab.)
Klorfeniramin (Avil)
•Otakoidler ;
1.Histamin ve Antihistaminikler
2.Prostanoidler
3.Serotonin ve Antagonistler
4.Peptidler
başlıkları altında incelenecektir.
2. Prostanoidler
•Prostanoidler 20 karbon atomlu yağ asitlerinden türeyen endojen maddelerdir.
•Prostanoidler 4 grupta toplanır; prostaglandinler (PG),
prostasiklinler (PGI),  tromboksanlar (Tx) ve lökotrienler (LT).
•Veteriner hekimlik yönünden PG’ler önemlidir.
•PG’lerin etkileri  şekilleri bilinmemekle beraber
hedef hücrelerinin zarında PG reseptörlerini etkiler
hücrede siklik nükleotidler ve Ca düzeylerini etkileyerek farmakolojik etkilerini gösterirler.
2. Prostanoidler
PG’lerin etkileri:
Üreme sistemi:
•Üreme siklusunda ve gebelik esnasında önemli rol oynarlar.
•Veteriner hekimlikte hayvanlarda cinsel siklus esnasında kullanılan en önemli doğal PG’ler PGE ve PGF’lerdir.
•Bu PG’ler Dİ yolla verildiğinde oksitosik etki yaparlar;
-uterusun tonusunu artırırlar
-düzenli kasılmalara neden olurlar;
bu etki gebelik sırasında yavru atmaya,
gebelik sonunda da doğumun başlamasına yol açar.
•Atlara 0.5mg/kg X 2
Pirilamin
Piribenzamin
Antazolin (Antistine amp., tab.)
Klorfeniramin (Avil)
2. Prostanoidler
PG’lerin etkileri:
Üreme sistemi:
•PGF2a ineklerde kızgınlık siklusunun sonuna doğru uterustan salgılanarak yumurtalıklardaki sarı cismin şekil ve görev yönünden gerilemesine sebep olmaktadır.
•Buna bağlı olarak, progesteron salgılanmasında azalma görülür. PGF2a yumurtalıklara giden damarları daraltarak iskemiye yol açar (sarı cismin gerilemesi)
•Doğal ve sentetik PGF2a preparatlarının ineklerde kızgınlık siklusunun 5-17nci günlerinde enjeksiyonu sarı cismin gerilemesine ve küçülmesine neden olur.
•***Kızgınlığın senkronize edilmesi için:
•PGF2a enjeksiyonu takip eden 72 saat içinde östrus başlar.
2. Prostanoidler
PG’lerin etkileri:
Üreme sistemi:
•PGF2a
•dişi üreme kanalı boyunca sperm taşınmasını uyarıcı,
•sarı cismi eritici,
•kızgınlık olayını düzenleyici,
•uterus hareketlerini artırıcı ve
•doğumu takiben göbek damarlarını büzüştürücü etkilerinden dolayı
•hayvanlardaki istenmeyen gebeliklerin sona erdirilmesi, kızgınlığın düzenlenmesi ve
•birden fazla yavru elde edilmesi için sık sık kullanılır.
2. Prostanoidler
PG’lerin Kullanılması:
•Veteriner hekimlikte başlıca sarı cismin geriletilmesi ve kızgınlık senkronizasyonunda kullanılırlar.
•Gebeliğin erken döneminde yavru atma veya istenmeyen gebeliğin sona erdirilmesi (mumyalaşmış fötüs)
•Piyometranın tedavisinde
•Geç dönemde ise doğuma yol açmak için yararlıdır.
•Gebeliğin ilk 100. gününde Kİ yolla 25 mg dozda verilen dinoprost trometan 35 gün içinde gebeliğin sona ermesine yol açar.
•Fluprostenol ve prostaten gibi PG’ler atlarda kısırlığın sağaltımında kullanılırlar. Bu amaçla fluprostenol Kİ yolla 0.25 mg dozda, prostalen ise DA yolla 2 mg dozda verilir.

2. Prostanoidler
Sağaltımda Kullanılan PGF2a  Analogları:********
•Dinoprost,
•Fluprostenol,
•Kloprostenol,
•Prostalen,
•Fenprostalen,
•Luprostiol gibi çok sayıdaki PGF2a analoğu ilaç  veteriner hekimlikte sarı cisme yönelik etkilerine istinaden doğumla ilgili olaylarda kullanılırlar.
•Enjeksiyon sonrası ineklerde 72-80 saat sonra kızgınlık başlar ve tohumlama yapılabilir (96. saatte tohumlama tekrarlanabilir.)
•Kedi ve köpekte ayrıca  pyometra tedavisi içinde kullanılır.

Bu öğeyi yazdır

  PİYOJEN KOKLAR
Gönderen: admin - 08-13-2018, 11:56 AM - Forum: Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji - Cevap Yok

PİYOJEN KOKLAR

Streptococcus
     Sınıflaması tartışmalıdır. En kabul göreni Lancefield tarafından yapılanıdır.
     Antijen yapılarına göre sınıflama esastır. Hücre duvarında yer alan C polisakkaridi denilen bu antijenler hepsinde bulunmazlar.
     A, B, C, D… V diye serogruplara ayrılmaktadır. M, T ve R adlı yüzeyel antijenleri ile serotiplere ayrılmaktadırlar.
     Hemoliz yapmalarına göre alfa, beta ve gama diye de sınıflandırılmışlardır.

Genel Özellikleri
     Otuz kadar türü var. Doğada yaygındır. İnsan normal florasında, süt ve başka gıda maddelerinde saprofit olarak bulunurlar.
    Yuvarlak, 0,6×1,0 µm boyutlarında kokdur. Zincir yaparlar. Zincir uzunluğu değişkendir.
     Sporsuz ve hareketsizdirler. Çoğunda hyalüronik asit içeren bir kapsül bulunur.
     Boyaları kolay alırlar. Gram olumludurlar. Eski kültürlerde Gram olumsuz görülebilirler. Aynı zincirde farklı görülebilirler.

Üreme Özellikleri
     Değişken anaeropturlar. Basit besiyerlerinde ürerler. Zengin besiyerlerinde kolay ve hızlı ürerler.
     Oksijen varsa glikozu parçalayarak laktik asid yaparlar. pH 7,4’ü ve 37 oC’yi severler.
     Kanlı jelozda hemoliz yapmalarına göre alfa, beta  ve gama olarak sınıflandırılırlar.
     Hemolitik Streptokoklar C antijenine göre A-H ve K-V arasında 20 serolojik gruba ayrılmıştır.

A Grubu Streptokoklar
     Sık hastalık yapanlar A, B, C, D ve G grubudur.
     A grubunda tek temsilci S. pyogenes’dir. Tipe özgü M proteini içeren fimbriyaları vardır ve buna göre en az 80 farklı serotip içerir.
     Hücre yüzeyinde M proteinine ek olarak T ve R proteinleri bulunur.
     Hepsinin hyalüronik asid kapsülü vardır.
     Patojenitesinde hücresel yapılar, enzim ve toksinlerinin önemli yeri vardır.

Hücresel Yapılar
     Lipoteikoik asid ve protein F hücreye tutunmayı sağlar.
     M proteini; major virulans faktörlerindendir ve fagositoza dirençte rol alır. Komplemanın alternatif yoldan aktivasyonunu inhibe eder: a) Fibrinojeni presipite ederek opsonizasyonu engeller b)Kontrol proteini faktör H’a bağlanır.
     M proteini ile kalp miyozini, sarkolemmal membran proteini, sinovyum ve eklem kıkırdağıyla ortak antijenik yapı gösterir.

Hücre Dışı Ürünler
     Hemolizinler iki ayrı grupta ele alınırlar. Bunlar streptolizin O (SLO) ve streptolizin S (SLS)’dir.
     Anti-SO önemli bir göstergedir. Grup C ve G’de de vardır. TSST benzeri toksinin varlığı bilinmektedir. Süperantijen gibi davranmaktadır.
     Pirojenik (eritrojenik) toksinler, % 90’dan fazla suşlarda vardır. Isıya duyarlı, asit, alkali ve pepsine dirençli A,B,C toksinlerini üretirler. Faja bağlıdır.
     A, B, C, D diye dört tip nükleaz vardır. Hepsi DNA’az, B ve D RNA’az aktivitesi gösterir.
     Streptokinaz plazminojeni plazmine çevirerek  fibrin erimesini sağlar. Böylece C3a ortaya çıkar. Trombolitik tedavide kullanılır.
     Hyaluronidaz, hyalüronik asidi eriterek etkisini gösterir. Yayılma faktörü de denir.
     Bakterinin derin dokulara yayılmasını sağlar. Kendi kapsülünü erittiği için yaşlı kültürlerde yoktur.
    Nöronaminidaz, ATPaz, NADaz gibi enzimler de vardır.

GAS İnfeksiyonları
     Farenjit sık rastlanan bakteri infeksiyonlarındandır. Kış aylarında iç içe yaşamaya bağlı olarak bulaşır.
    Klinikte eritematöz farenjitten gri-sarı eksudaya kadar değişik tablolar görülür.
     Kızıl; lizojenik S. pyogenes’in neden olduğu farenjitlerden sonra ortaya çıkabilir. Eritrojenik toksinin A serotipi (Spe A) kızılla ilişkilidir.
    Kızılın oluş mekanizması tam aydınlatılamamıştır. Toksinin direk etkisi ile deride hasar olabileceği ileri sürüldü. Fazla kabul görmedi.

    Aşırı duyarlılığın etken olduğu ileri sürüldü. Daha önce Stafilokok infeksiyonu geçiren kişilerde toksinin benzerliğinden dolayı olmaktadır.
     Spe’ler süper antijen gibi davranarak aşırı T hücre proliferasyonuna neden olmaktadırlar.
     Kızılın tipik döküntüleri dışında farenjitden farkı yoktur.
     İmpetigo, erizipel, gangren yara infeksiyonu ve sellülite kadar değişik cilt infeksiyonları olabilir.
     Streptokokal Toksik Şok Sendromu; S. pyogenes’e bağlı infeksiyonlarda septisemiyle ortaya çıkar.
     Spe’nin etkilerine bağlıdır. Klinik olarak Stafilokokal TŞS’undan farklı değildir.
     Spe’nin süperantijen gibi davrandığı düşünülüyor.
    SpeA gram olumsuzların endotoksin aktivitesini artırmaktadır. Barsakta yıkılan gram negatiflerden dolaşıma sürekli endotoksin sızmaktadır.
     SpeA süperantijen etkiyle bunların etkisini artırmaktadır.

B Grubu Streptokoklar
     S. agalactiae bu grubun temsilcisidir. Yeni doğanda sepsis ve menenjit etkenidir.
     AGS’larınkine benzer beta hemoliz yapan streptolizinleri vardır. Non hemolitik olabilirler.
    D grubundan eskülini hidrolize edememeleriyle ayrılırlar. Kesin tanı için lateks agg. veya Stafilokokal koaglütinasyon testi yapılır.
     Kapsül polisakkaridine göre Ia, Ib/c, Ia/c, II, III, IV, V ve VI olarak 8 serotipe ayrılır.
     Farenks, intestinal ve vajen florasında bulunabilirler

BG Streptokok İnfeksiyonları
     Maternal taşıyıcılık % 5-40 kadardır. Anneden bebeğe bulaşır. Yenidoğan sepsisi oranı kolonizasyon yokken % 0,2-0,35 varken % 1’dir.
      Gebelerde anorektal kolonizasyona bağlı bakteriüri yapabilir ve vajeni kontamine eder.
     Kapsül, komplemanın alternatif yoldan aktivasyonunu önleyerek opsonizasyona engel olur.
    37 hf.dan önce doğanlar 15 kat daha duyarlıdırlar.
     Erişkinlerde yaşla infeksiyon insidansı artar.
     Yenidoğanda ilk 6 gün sepsis, pnömoni, menenjit yapar. Menenjitte ençok serotip III yer alır.
     6 gün-6 ay arasında menenjit, bakteriemi, septik artrit, osteomyelit yapar. Sıklığı % 0,05-0,l’dir.
     Erişkinlerde pnömoni, endokardit, artrit, osteomyelit, cilt infeksiyonları görülür.
     En sık serotip II erişkin menenjitine neden olur.
     Predispozan faktörler DM, kc. yetmezliği, alkolizm demans, serebrovasküler hastalık, malignensi, HIV infeksiyonu, steroid kullanımı, splenektomidir.

C Grubu Streptokoklar
     S. equi, S. equismilis, S. zooepidemicus, S. dysgalactiae
     İnsanlarda nadiren infeksiyon yaparlar. En sık izole edilen S. equismilis’tir. Nazofarinks, deri ve genital florada bulunurlar.
     Predispozan durumlarda hastalık yaparlar. Farenjit, deri infeksiyonları, artrit, osteomiyelit, pnömoni, endokardit, menenjit, puerperal infeksiyon, neonatal sepsis ve bakteriyemi yaparlar.
     Bazen AGS’larla benzerlikler göstermektedirler.

D Grubu Streptokoklar
     S. bovis ve S. equinus bu grubun temsilcisidir. Eskiden enterokoklar bu gruptaydı.
     Genelde diplokok gibidirler. 45oC’ye kadar ürerler. Yüksek yoğunluktaki tuzda üreyemezler. PYR (-)
     S. bovis tip 1 ile GIS maliniteleri ve endokardit arasında diğerlerinden daha yakın ilişki vardır.
     S. bovis bakteriyemilerinin % 25-50’si endokardit ile bağlantılıdır. Endokardit kapak anomalilerinde olan subakut bir tablodur.
     S. bovis bakteriyemisi varsa kolon Ca araştırılmalı

Enterococcus I
     Enterokoklar daha önce streptokokların içindeydi. Oniki tane türü biliniyor.
     Floradandırlar. En sık E. feecalis (% 85) E. faecium (% 8 ) E. durans ve E. avium izole edilmektedir.
     Fakültatif anaeropturlar. % 6,5 tuzda pH 9,6’da ve 10-45 oC’de üreyebilirler. Tabiatta yaygındırlar.
     Antibiyotiklere intrensek yada kazanılmış direnç gösterirler. Aminoglikozidlere (düşük düzeyde) ve beta laktamlara intrensek direnç gösterirler.
     Kazanılmış direnç aminoglikozidlere (yüksek düzeyde) kloramfenikol ve kinolonlara karşı vardır.
     Beta-laktam direnci PBP’lerdeki düşük affinitedir. Hücre duvarına etkili antibiyotiklere toleransla direnç kazanırlar. Beta laktamaz üretimi de önemli
     Aminoglikozidlerin hücre içine girişi yetersizdir. Hücre duvarına etkili bir ajanla kombine edilirse bu direnç aşılabilir.
     Yüksek aminoglikozid direnci tüm dünyada artmaktadır. Ciddi olguların tedavisi zorlaşmıştır.

Viridans Streptokoklar
    Beta hemoliz yapmayan, safra ve optokine dirençli % 6,5 NaCl’de üreyemeyen streptokoklardır.
    Çoğu alfa hemoliz yapar.
    İnsan ve hayvanda florada bulunurlar.
    Sağlıklı kişilerde ağız boşluğundaki S. sanguis, S. mitis ve S. salivarius koruyucudur.
    Epitelial ve endotelial hücrelere yapışabilmeleri hastalık oluşturmada önemli avantaj sağlar.

Viridans Streptokok İnfeksiyonları
    Cerrahi girişimlerle bu bakteriler kan dolaşımına karışırlar.
   Dekstran üreten kökenlerle olan bakteriyemiden sonra infektif endokardit riski yüksektir.
    Penisiline direnç oldukça yüksektir. Penisilin direnci varsa bunlara aminoglikozid eklenmelidir.
    Diş çürüklerinde S. mutans önemli bir yer tutar.
 
Stafilokoklar Arasında Ayırımlar
  Özellik                 S. aureus     S. epid.     S. sapr.
n    Kuagülaz                    +              –                –
n    Mannitole etki            +              –                –
n    Mannitole etki            +              –                +
n    Galaktoz                     +              +                –
n    Mannoz                       +              +                –
n    Trehaloz                      +              –                +
n    Nitrat redüksiyonu     +              +                 –
n    Fosfataz                      +              +                 –
n    Novobiocin’e direnç    –              –                +

S. aureus’un Temel Özellikleri
     Doğada yaygındır, toprakta, eşyada, insan ve hayvan deri, ağız ve nazofarinksde vardır.
     Kullanılan kemoterapötiklere hızla direnç kazanmaktadırlar.
    Yaklaşık 1 mikrometre çapında ve tama yakın yuvarlaktırlar.
     Üç boyutlu üremeyle üzüm salkımına benzer kümeler yaparlar.
     Eski kültürlerinde bazen  gram negatif gibi görünürler.

Üreme ve Biyokimyasal Özellikleri
    Basit besiyerlerinde kolayca ürerler, ancak kanlı besiyerlerinde daha iyi çoğalırlar.
    Aerop ortamı severler, mikro aerofil ve değişebilen anaerop da üreyebilirler.
    37 oC’de ve pH 7,4’de ürerler.
    Kolonileri yuvarlak kenarlı mat, kabarık, parlak yüzeyli, S tipinde ve 1-2 mm. çapındadır.
    Üreme ortamının rengine göre altın sarısı ile porselen beyazı gibi farklı renkler alabilirler.

Üreme Özellikleri
     Buyyonda dipte ince çöküntü yaparak ürerler.
     Kanlı jelozda üreyen bazı kolonilerin etrafında tam hemoliz olur. Bazıları hiç hemoliz yapmaz.
     Alfa hemoliz yapan Stafilokok yoktur.
     Glikoz ve diğer k.hidratlardan laktik asit yapar, gaz yapmazlar. Mannitolü parçalaması ayrımda bir test olarak kullanılabilir.
     % 1 glikoz içeren besiyerinde katalaz pozitif, oksidaz negatiftirler.

Dirençlilik
n     60 oC’de bir saat canlı kalabilirler. Kuruluğa oldukça dayanıklıdırlar.
n     % 9-10 NaCl’de bile ürerler.
n     Bazı dezenfektanlara da dayanıklıdırlar.
n     Birçok antibakteriyele karşı dayanıklıdırlar. Yenilere karşı hızla direnç kazanırlar.
n     Penisiline direncini Penisilinaz enzimi üreterek sağlar.
n     Bu enzim plasmid kontrolündedir ve bakteriyofajlar aracılığıyla taşınabilir.

Antijen Yapıları
    Kesin bir antijenliği yoktur. Tiplendirmede faj tiplendirmesi kullanılmaktadır. Gerektiğinde serolojik tiplendirme yapılmaktadır.
    24 standart fajın Stafilokokları eritmesine göre ayrım yapılır. Buna göre faj modelleri oluşmaktadır.
   Hücre çeperinde Protein A vardır. Grup spesifik bir antijendir. IgG’nin Fc parçasına bağlanabilir. IgG antikorları ile kaplanan başka mikropların koagülasyon deneylerinde kullanılmaktadır.

Hastalandırıcılık Özellikleri
    Stafilokoklar lökosit ve makrofajların fagositozuna karşı koyar.
    S. epidermidis normal deri ve üst solunum ve sindirim yolu florasında vardır.
    S. aureus burun taşıyıcılığı % 30 civarındadır. Hastane personelinde ve hastanede atanlarda çok daha yüksek olmaktadır.
    Lokal süpürasyon ve besin zehirlenmesinden sepsise kadar birçok infeksiyona neden olurlar.

Sitolitik Toksinleri
     Sitolitik Toksinler:
    Alfa Toksin: Alfa hemolizin de denir. Dermonekroz ve çeşitli organlar üzerinde sitolitik etkilidir.
    Beta Toksin (Stafilokok Sfingomyelinazı): Soğukta eritrositleri eritir.
    Gama Toksin: Belirgin hemoliz yapar. Mekanizması bilinmemektedir.
   Delta Toksin: Termolabil yüzeyel etkin bir toksindir. Deterjana benzer.

Toksin Niteliğindeki Maddeler
    Lökosidin: Lökosit ve makrofajları parçalar. S ve F diye iki alt ünitesi vardır.
    Enterotoksinler: A, B C1, C2, D ve E diye altı gruptur. % 30-50 köken bunları yapar.
   Epidermolitik Toksin=Eksfolyatif Toksin: Grup II kökenleri sorumludur. ETA kromozomal ETB plazmid kökenlidir.
   Toksik şok Sendromu Toksini-1: Çoğu Faj-I grubundan 29 ve 52 tiplerindendir.

Enzim Yapısındaki Maddeler
    Koagülaz: İnsan ve tavşan plazmasını pıhtılaştırırlar.  Girdikleri organizmada fibrin bir zırh ile kaplanarak fagositozdan korunurlar.
    Koagülaz deneyi lamda ve tüpte yapılabilir. Tellüritli besiyerinde koagülaz olumlu Stafilokoklar siyah koloni yaparlar.
    DNAse: Koagülaz olumlu olanların çoğu DNAse yaparlar.
    Lipazlar: Yaş dokusuna etkindirler.
     Hiyalüronidaz: % 90’ı yapar. Hyalüronik asidi parçalar ve bakterinin yayılmasını sağlar. Antijiktir. Enflamasyon etkisini kaldırır.
     Stafilokinaz: Fibrinolitiktir. Plazminojen veya profibrinolizini aktive ederek fibrinolizin oluşturur. Bir faj genomu kontrolündedir
     Antifagositik Maddeler: Yüzeyindeki Protein A ve kapsül niteliğindeki polisakkarid maddelerin fagositozu engelleyici özelliği vardır.
     Penisilinaz: Penisilini parçalayan bir enzimdir.

Epidemiyoloji
     KNS insan cildine, S. saprophıticus ise  üriner epitele yerleşir.
     Steril bölgelerden üreyen KNS hastalık etkenidir. KNS artık en önemli sepsis ve bakteriyemi etkenlerindendir.
     S. saprophıticus cinsel olarak aktif kadınlarda üriner sistem infeksiyonu etkenidir.
    Hastane çalışanlarında ve hastanede yatan hastalarda S. aureus burun taşıyıcılığı artar.
     AIDS’liler, hemodiyaliz hastaları, insülin yapılan kişiler, İV ilaç bağımlılarında bu oran yüksektir.

Patogenez
    Duvar yapısındaki peptidoglikan IL-1 salınımına ve kemotaksise yol açar, endotoksin benzeri aktivitesi vardır, opsonizasyon için gerekir.
    Teikoik asid mukozaya tutunmada önemlidir.
    S. aureus’un travmatize dokulara yapışmasını sağlayan en az 5 adet protein vardır (fibrinojen, fibronektin, laminin, trombospondin, tip 4 kollajen).
    Konak direncindeki yıkım, vücutta yabancı cisim varlığı infeksiyonu kolaylaştırır.

Stafilokokal Soyulmuş Deri Sendromu
     En sık S. aureus’un faj grup II suşlarıdır.  ETA -ETB üreten toksijenik suşlar yapar.
     En sık 5 yaş altındaki çocuklarda görülür (Ritter Hastalığı). Y. doğanlarda salgın şeklinde, omfalite sekonderdir.
     Toksin lezyondan yayıldıktan 24-48 saat sonra vücutta yaygın eritem, blisterler ve büller oluşur.
     Sağlam görülen cilt hafif bir sürtmeyle soyulur (Nikolsky bulgusu). Tanıda yardımcıdır.
     Ateş, irritabilite, sıvı elektrolit kaybı, sepsis var.

Stafilokokal Gastroenterit
    S. aureus’un salgıladığı enterotoksinlerle olur. En sık enterotoksin A ve E sorumludur.
    Uygun ısıda bekleyen bol k.hidratlı kontamine gıdalarda bol miktarda üretilir. Isıya dayanır.
    İnkubasyon süresi 1-6 saat kadardır. Şiddetli kusma ve ishalle başlar. Nadiren ateş olur.
    12-24 saatte düzelir. Sıvı elektrolit dengesini düzeltecek tedaviler işe yarar. Antibiyotik gereksizdir.

Toksik şok Sendromu (TSS)
     S. aureus’un TSST-1 toksiniyle ortaya çıkar. Ateş, diyare, eritrodermi, konfüzyon ve ciddi inatçı hipotansiyonla seyreder.
     ABD’de yüksek emiciliğe sahip tampon kullanan kadınlarda epidemi tarzında ortaya çıktı. Cilt infeksiyonlarına sekonder olabilir.
     Vakaların % 75’inde TSST-1 % 25’inde entero-toksin-C salgıladığı gösterilmiştir.
     Hastalarda ciltte döküntü, konjonktivit, mukozal hiperemi, diyare ve konfüzyon vardır.

Stafilokokal Cilt İnfeksiyonları
     Cilt infeksiyonları cilt bütünlüğünü bozan bir lezyonun üzerine yerleşir.
     İmpetigo, fronkül, karbonkül, sellülit, lenfanjit, lenfadenit, mastit ve yara nfeksiyonları
     Daha derin dokulara yayılarak osteomyelit, septik artrit veya bakteriemiye yol açabilirler.
     Tanı örneklerden boyamayla kokların gösterilmesi ve üretilmesiyle konur.
    Fluktuasyon veriyorsa veya apse oluşmuşsa boşaltılmalıdır. Antibiyotik kullanılabilir.

Kemik ve Eklem İnfeksiyonları
     Travma ve penetran yaralanmalarla inoküle olur. Çocuklarda daha sık hematojen yayılımın komplikasyonu olarak meydana gelir.
    Çocuklarda en sık uzun kemiklerin metafizleri erişkinlerde vertebralar tutulur.
     Kültür her zaman en önemli tanı yöntemidir. Ayrıca 99m Tc, 67 Ga kullanılabilir.
    S. epidermis kardiyotorasik cerrahi sonrası, prostetik eklem çevresinde ve infekte hemodiyaliz şantlarına bağlı bakteriyemide olur.

Diğer İnvaziv İnfeksiyonlar
     Pnomoni ve ampiyem en sık viral ASYE sonrası, debil kişilerde görülür. Hemodiyalize girenler, İV ilaç kullananlar veya kapak vejetasyonları oluşan septik embolilerde ortaya çıkar. Nozokomiyal pnömonilerde de önemlidirler.
     Menenjit tanısal amaçlı yada nöroşirürjik girişim sonrasında ortaya çıkar.
     S. epidermidis’in etken olduğu olgularda da hazırlayıcı faktörler vardır ve nozokomialdir Dirençli suşlar sıktır.

Üriner Sistem İnfeksiyonları
     S. saprophıticus kadınlarda hastane dışındaki üriner sistem infeksiyonlarında önemlidir.
     Klinik tablo diğer üriner infeksiyonlarıyla aynıdır. Genellikle antibiyotiklere duyarlıdır.
     S. aureus hematojen yolla ve kalıcı üriner kateter yoluyla üriner sisteme yerleşir.
     S. aureus bakteriyemisi olanların % 10’unun idrarında aynı bakteri izole edilir.
     S. epidermidis predispozisyon varlığında üriner sistem infeksiyonuna neden olmaktadır.

Endokardit
     Bakteriyel endokarditlerin % 20-30’undan sorumludurlar. En sık etken S. aureus’tur. % 30 hastada altta yatan kapak hastalığı yoktur.
     Toplum kökenlilerde altta yatan bir kapak bozukluğu vardır. şikayetleri uzun sürer ve nonspesifiktir.
     S. epidermidis subakut olguların % 5’inden, protez kapağı olanların çoğundan sorumludur.
     S. epidermise bağlı olanlar cerrahi sonrasındaki iki yıl içinde ortaya çıkarlar. Genelde Vankomisin’e dirençlidirler.

Sepsis
    Sıklıkla lokal infeksiyon odağına sekonderdir.
     Odaklar sellülit, osteomyelit, pnömoni vb. i.v. Kateter ve ilaç olabilir
    1/3’ünde odak yoktur. Ateş, eklem ağrıları, plöretik göğüs ağrısı ve bazen bilinç değişikleri gözlenir.
    Süpüratif komplikasyonları osteomyelit, septik artrit, menenjit, infektif endokardit ve diğer viseral organlara metastazlar olabilir.
    Septik şok ve DIC olabilir. Mortalite yüksek

Stafilokoklarda Antibiyotik Direnci
     En önemli problem gittikçe artan Metisilin’e ve Glikopeptitlere dirençtir.
     MRSA sıklığı ABD’de nozokomiyal infeksiyonlarda % 15 civarındadır. Ülkemizde % 16-22
     Metisilin direnci kromozomal (intrinsik) geçebilir. Faklı bir PBP 2 varlığıyla olur (PBP2 a) Bu proteinin metisiline affinitesi daha düşüktür.
     Bu proteini mecA geni kodlamaktadır. Bu gen aktarılabilmektedir. Bu genin varlığında her zaman metisilin direnci olmaz.

     Homojen direnç: Tüm  bakteriler mecA genini taşırlar ve hepsinde de fonksiyoneldir. Yüksek direnç söz konusudur.
    Heterojen direnç: Klinikte daha sık görülür. Kolonideki bakterilerin bir kısmında mecA geni fonksiyoneldir.
     Beta Laktamaz Salgılanması: Az salgılandığında penisiline direnç oluştururken aşırı salgılandığında metisiline direnç oluşturur.
     Son olarak Vankomisin’e resistant S. aureus bildirildi.

Bu öğeyi yazdır

  Üremenin Denetlenmesi Nedir? Nasıl Yapılmalıdır?
Gönderen: admin - 08-13-2018, 11:55 AM - Forum: Doğum Bilgisi ve Suni Tohumlama - Cevap Yok

Üremenin Denetlenmesi Nedir? Nasıl Yapılmalıdır?
Tanım:
Çiftlik hayvanlarında birim hayvan başına düşen verimi artırmak, dişi hayvanlardan fertil hayatları boyunca en yüksek düzeyde yavru verimi elde etmek amacıyla yapılan tüm uygulamalar bu kapsamda yer alır
Kedi köpek gibi evcil hayvanlarda ise üremenin denetlenmesi amacıyla başvurulan uygulamalar genelde üremenin baskılanmasına yöneliktir
Çiftlik Hayvanlarında Üremenin Denetlenmesi Amacıyla Başvurulan Uygulamalar
Tohumlama ve çiftleşmenin istenilen zamana göre planlanması (seksüel senkronizasyon)
Ovulasyon sayısı ve şansının artırılması
Mevsimsel anöstrüsteki hayvanlarda ovaryum aktivitesinin başlatılması
Genç hayvanlardan erken yaşta döl alınması
Gebelik süresinin kısaltılması

Seksüel senkronizasyon
Östrüs ve ovulasyonunun istenilen zamana göre planlanmasıdır.

Seksüel senkronizasyonun avantajları

Bu öğeyi yazdır

  Hücre Yapısı, Fonksiyonları ve Transport
Gönderen: admin - 01-21-2018, 03:33 PM - Forum: Hücre Kimyası - Cevap Yok

Hücre Yapısı, Fonksiyonları ve Transport
HayvanHücre
[img=300x0]http://www.labvet.club/wp-content/uploads/Resim11-300x238.jpg[/img]
Eukaryotic Hücre Organelles and Fonksiyon
1.Çekirdek
nKodAdı:  “The Control Center”
nFonksiyon:  DNA ‘ yı muhafaza eder
nBölümleri:
1.Çekirdekçik:  dark spot in the middle of the Çekirdek that helps make Ribozomlar
2.Ribozomlar
nFonksiyon:   makes proteins
nFound in all Hücres, prokaryotic and eukaryotic
3.Endoplasmic Reticulum (ER)
nKodAdı: “Roads”
nFonksiyon:  The internal delivery system of the Hücre
4.Golgi Complex
nKodAdı:  The shippers
nFonksiyon:  packages, modifies, and transports materials to different location inside/outside of the Hücre
nAppearance:  stack of pancakes
5.Lysosomes: circular, but bigger than Ribozomlar)
nKodAdı:  “Clean-up Crews”
nFonksiyon:  to break down food into particles the rest of the Hücre can use and to destroy old Hücres
6.Mitochondria
nKodAdı:  “The Powerhouse”
nFonksiyon:  Energy formation
nBreaks down food to make ATP
nATP:  is the major fuel for all Hücre activities that require energy
[img=292x0]http://www.labvet.club/wp-content/uploads/Resim21-292x300.jpg[/img]
Plant Hücre

Bu öğeyi yazdır

  Damızlık Süt Sığırlarının Dış Görünüşlerine Göre Sınıflandırılması
Gönderen: admin - 01-21-2018, 03:32 PM - Forum: Temel Zootekni - Cevap Yok

Damızlık Süt Sığırlarında Dış Görünüş Özelliklerine Göre Sınıflandırma Nasıl Yapılmalıdır?
A) 100 Puan Üzerinden Sınıflandırma:
1) Süt Tipi ( 100 puan, toplam puanda payı 0.15 ): Burada hayvanın aşağıdaki özelliklerine bakılır ve idealden uzaklığına göre değerlendirilir.
– Cidago (yuvarlaklığı veya keskinliği)
– Kaburga yapısı (açısı ve açıklığı)
– Beden harmonisi
– Boyun (uzunluğu, omuza bağlantısı ve etliliği)
– Sütçülük özelliği (arkadan ve yukarıdan bakıldığında omuz genişliği)
– Sırt (düzlüğü, kuvvetliliği)
Bu kıstaslar göz önünde bulundurularak hayvan 100 puan üzerinden değerlendirilir. Toplam sınıflandırmada 100 üzerinden bulunan değer 0.15 ile çarpılarak genel puana dahil edilecek değer bulunur.
2) Beden (100 puan, ağırlık oranı 0.20): Hayvanın aşağıdaki özelliklerine bakılır ve idealden uzaklığına göre değerlendirilir.
– Büyüklük (Sağrı yüksekliği ve beden uzunluğu)
– Beden kapasitesi (Beden derinliği, göğüs genişliği)
– Sağrı (genişliği, eğimi, uzunluğu, kuyruk sokumunun durumu)
Bu kıstaslar göz önünde bulundurularak hayvan 100 puan üzerinden değerlendirilir. Toplam sınıflandırmada 100 üzerinden bulunan değer 0.20 ile çarpılarak genel puana dahil edilecek değer bulunur.
3) Ayak ve bacaklar ( 100 puan, ağırlık oranı 0.25 ): Hayvanın aşağıdaki özelliklerine bakılır ve idealden uzaklığına göre değerlendirilir.
– Tırnaklar (kalınlık, açıklık, yere basış, taban yüksekliği vb.)
– Kemik yapısı (inceliği – kalınlığı)
– Bacaklar (Açısı, duruşu
– Eklemler (Bilek ve dirseğin kalınlığı, yumuşaklığı, güçlülüğü)
– Diz (düzgünlüğü, gevşekliği, şişliği)
– Yürüyüşteki görüntü ( x bacaklılık vb.)
Bu kıstaslar göz önünde bulundurularak hayvan 100 puan üzerinden değerlendirilir. Toplam sınıflandırmada 100 üzerinden bulunan değer 0.25 ile çarpılarak genel puana dahil edilecek değer bulunur.
4) Meme ( 100 puan, ağırlık oranı 0.40 ): Hayvanın aşağıdaki özelliklerine bakılır ve idealden uzaklığına göre değerlendirilir.
– Meme merkez bağı
– Arka meme yüksekliği
– Arka meme genişliği
– Meme tabanı (derinliği)
– Ön meme bağlantısı
– Meme tabanının yere paralelliği (ön ve arka memenin aynı hizada olması)
– Meme başları (yerleşimi, açısı, ek meme başı, uzunluğu)
– Memenin damarlı olup olmaması
– Memenin etli olup olmaması, sütçü yapılılığı
Bu kıstaslar göz önünde bulundurularak hayvan 100 puan üzerinden değerlendirilir. Toplam sınıflandırmada 100 üzerinden bulunan değer 0.40 ile çarpılarak genel puana dahil edilir.

B) Doğrusal (Linear) Tanımlama:
Doğrusal tanımlamada dikkate alınacak 17 özellik,
a- Ölçülebilir
b- Ekonomik değeri olan
c- Varyasyon gösteren (kıyaslanabilir)
d- Kalıtsal olan özelliklerdir.
Her bir özellik için 1 -9 arası puanlama yapılır. Bu puanlama ek 2’deki şemalarda olduğu gibi yapılır.
Bu özellikler:
1- Sağrı Yüksekliği: Sağrı kemiğinden yere kadar olan mesafedir. Vücudun büyüklüğünü ve kapasitesini belirler. Santimetre cinsinden ifade edilir.
2- Süt Karakteri: Cidagonun yanlara doğru yaptığı açıya bakılır. Hayvanın sütçü tipi olması bakımından bilgi verir.
3- Beden Derinliği: Karnın en sarkık olduğu yer ile sırt arasındaki mesafedir. Vücudun kapasitesini belirler. Vücut derinliği arttıkça kaba yem tüketimi de artar.
4- Göğüs Genişliği: İki ön diz arasındaki mesafedir.
5 – Sağrı Eğimi ve Genişliği: Sağrı eğimi ve genişliği doğumun kolay veya zor olmasını önemli ölçüde etkilerler. Sağrının geriye doğru hafif bir biçimde eğimli olması ve dar olmaması arzu edilir.
6 – Arka Bacak Açısı: Arka bacağın eğimi, vücut ağırlığının rahat taşınması açısından önemlidir. Arka bacağın dikliği veya yatıklığı ağırlığın ayaklara dengesiz bir biçimde binmesine yol açar. Buda hareketi zorlaştırır ve sorunlar başlar.Uzun ömürlülüğü oldukça etkilemektedir.
7 – Tırnak (Taban Yüksekliği): Tabanın (tırnağın arka tarafının) yerden yüksekliği olup, yere yakın olması veya çok yüksek olması ayakların hareketini engellemektedir.
8 – Diz: Arka dizin kalınlığına bakılır. Arka dizlerin iç ve dış kısımlarının kuruluk, etlilik durumu değerlendirilir.
9 – Arka Bacak Duruşu: Her iki bacağın duruş pozisyonuna bakılır.Tırnaklar üzerinde direk etkili bir özelliktir.
10 – Ön Meme Bağlantısı: Memenin karına doğru vücuda bağlantısı olup, memenin kapasitesi ve ileride sarkıp sarkmayacağı konularında önemli ipuçları verir.
11 – Arka Meme Yüksekliği: Memenin arka bacaklar arasından görülen bağlantısı olup, memenin kapasitesini tahmin etmeye yarar.
12 – Meme Merkez Bağı: Memeyi önden arkaya doğru ikiye ayırırcasına uzanan ve memenin vücuda bağlanmasını sağlayan temel bağ olan bu bağın belirgin olması arzu edilir. Aksi halde, ileride memede sarkmalar görülür.
13 – Meme Tabanı: Vucuda sağlam bir biçimde bağlı olan memenin en fazla arka diz hizasına kadar inmesi istenir.Daha yukarıda kalan memelerin kapasite bakımından düşük; daha aşağıda olanlar da sarkma problemi yaratabilecektir.
14 – Meme Başı Yerleşimi: Meme başlarının memeye bağlandığı yeri ifade eder (içe, dışa bakışı değil). Meme sağlığı ve makinalı sağım açısından önemlidir.
15 – Meme Başı Uzunluğu: Ön meme başlarının uzunluğunu ifade eder. Uzun meme başları sağım başlığının tırmanmasına, kısa meme başları ise sağım başlığının takılamamasına neden olabilir. İyi yapılamayan sağım ise meme başlarının sağlıksız olmasına neden olur.

Bu öğeyi yazdır

Eğitim paylaşım ve yardımlaşma sitesi olarak hizmet veren labvet.club veya forum.labvet.club adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K' nın 125. Maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. abvet.club veya forum.labvet.club hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri iletisim linkimizden bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.