Hoşgeldin Misafir
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Üye Sayısı: 302
» En Son Üyemiz: Milanacig
» Konu Sayısı: 16
» Mesaj Sayısı: 16

Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 2 çevrimiçi kullanıcı var.
» 1 üye | 1 Misafir
jackpom

En Son Konular
AÖF Laborant ve veteriner...
Forum: Sınavlarda Çıkmış Sorular
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:26 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3,274
Kandaki Bakterileri ve To...
Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:20 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 2,006
Crohn Hastalığı nedir? Ne...
Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:18 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 1,173
Yetişkin hücreleri kök hü...
Forum: Makaleler ve Bilimsel Araştırmalar
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 02:17 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 1,049
Staj Belgeleri ve Dolduru...
Forum: Staj
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 12:05 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3,914
Yerel Hormonlar Nelerdir?...
Forum: Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 11:58 AM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 2,924
PİYOJEN KOKLAR
Forum: Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 11:56 AM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 1,577
Üremenin Denetlenmesi Ned...
Forum: Doğum Bilgisi ve Suni Tohumlama
Son Mesaj: admin
08-13-2018, 11:55 AM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 1,140
Hücre Yapısı, Fonksiyonla...
Forum: Hücre Kimyası
Son Mesaj: admin
01-21-2018, 03:33 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 2,230
Damızlık Süt Sığırlarının...
Forum: Temel Zootekni
Son Mesaj: admin
01-21-2018, 03:32 PM
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 1,596

 
  Kas Dokusu ve İskelet yapısı, Kalbin yapısı nasıldır?
Gönderen: admin - 01-21-2018, 03:31 PM - Forum: Temel Veteriner Fizyoloji - Cevap Yok

KAS DOKUSU
Kas dokusu, hücrelerinde kasılma dediğimiz canlılık olayının ileri derecede geliştiği bir dokudur. İskelete bağlı kasların kasılması sonucunda vücudun bir bütün olarak duruşunun korunması ve anlamlı hareketleri sağlanır. Kalbin devamlı çalışması, solunum, bağırsakların hareketleri gibi yaşam önemi olan birçok  olay da kas hücrelerinin kasılmasıyla sağlanır.
Kas hücrelerinde, kimyasal enerjinin mekanik işe dönüştürülerek belli bir yönde kısalma (kontraksiyon) sağlanması için özel yapı değişiklikleri vardır. Kısalmanın yeterli derecede olabilmesi için kas hücrelerinin biçimi ince uzundur. Bu nedenle kas lifi olarak da anılırlar. Uzun hücrede aynı hacimdeki yuvarlak bir hücreden daha büyük tek yönlü bir kısalma sağlanabilir. Sitoplazmalarında kısalmayı sağlayan miyofilaman dediğimiz organeller fazla sayıda bulunur. Bu filamanlar aktin ve miyozin filamanlarıdır. Organizmada üç tip kas bulunur. İskelet kası, kalp kası ve düz kas. Bunlardan ilk ikisinde miyofilamanlar belli bir düzende oldukları için, enine çizgilenme gösterirler (çizgili kaslar). Düz kasta ise miyofilamanlar düzensiz dağılım gösterir ve enine çizgilenme göstermez. Düz kas dokusuna, organ duvarlarında bulundukları için visseral kas da denir.
Düz kas dokusu isteğimiz dışında çalışır; otonom sinir sistemi tarafından yönetilir. İskelet kası isteğimizle hareket eder; beyin-omurilik tarafından kontrol edilir. Kalp kası ise enine çizgilenme göstermesine rağmen atım sayısı ve gücü otonom sinir sisteminin kontrolu altında olup isteğimiz dışında devamlı çalışır.
Kas hücresinde hücre zarına sarkolemma, sitoplazmaya sarkoplazma, granülsüz endoplazma retikulumuna sarkoplazma retikulumu ve mitokondriyona sarkozom denir.
 
İSKELET KASI
Bu doku vertebralı vücüdünda en fazla görülen doku olup kas olarak bildiğimiz yapıları oluştururlar. İsteğimiz dahilinde hareketler yapmamızı sağlarlar. İskelet kasının ışık mikroskobu ile de görülebilen birim yapısı ince uzun biçimi nedeniyle kas lifi de denen çok çekirdekli kas hücresidir. Birbirine paralel olarak düzenlenen fazla sayıda lif , çıplak gözle görülebilen fasikülleri oluşturmak üzere gruplar yapar. Fasiküller de bir araya gelerek kasın bütününü oluşturur. Fasiküller ince hareketlerle ilgili kaslarda küçük, fazla güç gerektiren işleri yapan kaslarda büyüktür.
Kas, organizasyonunun her düzeyinde bağ dokusuyla ilişkidedir. Kasın bütünü epimisyum denen  bağ dokusundan bir kılıfla sarılıdır. Epimisyumun bağ dokusu kasın derinlerine girerek fasikülleri kuşatan perimisyum dediğimiz kılıfı yapar. Perimisyumun ince uzantıları da her kas lifini endomisyum olarak sarar. Bağ dokusu bir kılıftan diğerine devamlı olup kollajen, elastik ve retikulum lifleriyle fibroblast, makrofaj, yağ hücresi gibi değişik bağ dokusu hücrelerini içeren gevşek türdedir. Endomisyum retikulum lifleri ve ince kollajen  liflerden ibarettir; kılcal damarları ve  ince sinir dallarını taşır. Daha büyük damar ve sinirler perimisyum içinde bulunur. İnce hareketler yapan kaslarda bağ dokusu daha fazladır. Dil ve yüzdeki kaslar gibi yumuşak yerlere bağlanan kaslarda bağ dokusu elastik liflerden zengindir. Bağ dokusu kas liflerini bir arada tutar ve onların düzenli bir şekilde kasılmalarını sağlar.
İskelet kası hücreleri çok çekirdek içeren, ince-uzun, silindir biçimli hücrelerdir. Uzunlıkları ortalama3 cm. dir.1 mm. den kısa ve4 cm. den uzun lifler de vardır. Liflerin çapı 10-100 mikrometre arasındadır. Genişlikleri yaşa, cinse, kas lifinin uzunluğuna, kasın yaptığı işin ağırlığına, bireyin beslenme durumuna göre değişebilir. Kas içinde merkezdeki lifler daha geniş çaplıdır. Liflerin fasikül içindeki yerleşimleri üç şekildedir. Fasikülün bir ucundan diğer ucuna uzananlar, bir ucundan başlayıp fasikül içinde sonlanan ve iki ucu da fasikül içinde bulunanlar.
Sarkolemma denen hücre zarı diğer hücrelerin zarları gibi 90 Angström kalınlıkta birim zar yapısındadır. Birim zara bağlı glikokaliks kılıfı bulunur.
Sarkoplazmada şekilli yapıların (organel ve inklüzyonlar) dışında homojen ve az yoğun bir esas madde bulunur (matriks). Matriks  miyoglobin gibi protein yapısında pigmentler ve bir miktar da enzim içerir. Şekilli elemanların başlıcaları sarkolemmaya yakın yerleşimli yerleşen çok sayıda çekirdek, fazla sayıda mitokondriyon, çekirdeğe yakın ve bir tarafında fazla sayıda Golgi kompleksi, sarkoplazma retikulumu ve miyofibriller gibi organeller ile glikojen ve lipid damlacıklarıdır.
Uzun oval biçimli çekirdekler bir kas lifinde bikaç yüz tanedir ve lifin uzun eksenine paralel olarak sarkolemmanın altında yerleşiktirler. Kromatin çekirdek zarına komşu daha yoğundur; bir veya iki çekirdekçik gözlenir. Çekirdekler lif boyunca oldukça düzenli aralıklıdır, tendona bağlanma yerinde daha fazla sayıda ve düzensizdirler.
İskelet kasındaki ışık mikroskobunda da ayırdedilebilen, birbirini izleyen açık ve koyu bantlar halinde gözlenen enine çizgilenmeler, iki farklı yapıdaki miyofilamanların (aktin, miyozin) birbirini izleyerek hem miyofibrillerin içinde hem de komşu miyofibrillerde yanyana dizilmeleri nedeniyle ortaya çıkar. Miyofibriller yanyana lifin uzun eksenine paralel dizildikleri için enine çizgilenme kadar belirgin olmamakla birlikte boyuna çizgilenme de gösterirler.
Işık mikroskobunda liflerin enine kesitlerinde lifin içi, miyofibrillerin enine kesiti olan küçük, koyu boyanmış noktalarla dolu olarak gözlenir. Miyofibril kesitleri sitoplazmanın her yanına aynı şekilde dağılacağı gibi gruplaşmalar (Cohnheim alanları) da yapar. Enine kesitlerde kas lifi yuvarlağımsı veya birbirine basınç yapıyorlarsa hafif köşeli poligonal şekillidir. Sarkolemmanın hemen altında bir veya daha fazla sayıda çekirdek enine kesiti olabileceği gibi çekirdek içermeyen enine kesitler de olabilir.
Çizgili kasa bu adın verilmesine sebep olan enine çizgilenme , boyasız doku kesitlerinde (faz kontrast mikroskobu) birbirini izleyen koyu ve açık bantlar halinde gözlenir. Boyalı kesitlerde de boyanma farkı yüzünden bu çizgilenme kolaylıkla izlenir.Boyalı kesitlerde koyu bantlar kuvvetli boyanırken açık segmentler zayıf boyanır. Koyu bantlar bazik açık bantlar asit boyalarla boyanırlar. Çizgilenme özellikle polarizasyon mikroskobunda çok iyi gözlenir. Koyu boyanan bant anizotrop özellikte olduğu için (ışığı çift kırar) polarizasyon mikroskobunda parlak görülür. Bu banda anizotrop özelliğinden dolayı A bandı denir. Açık boyanan bant ise izotrop (ışığı tek kırar) özellikte olduğundan polarizasyon mikroskobunda karanlık gözlenir ve İ bandı olarak adlandırılır.
A ve İ bantlarının yapılarının, demirli hematoksilinle boyanıp daha büyük büyütmelerle incelendiğinde daha ayrıntılı oldukları gözlenir. Ayrıntılı yapı elektron mikroskobunda çok daha belirgindir. İ bandının ortasında görülen koyu çizgi Z çizgisi (üç boyutlu-Z diski), A bandının ortasında görülen daha açık bölge H bandı olarak adlandırılır. H bandının da ortasında M çizgisi bulunur. İki Z çizgisi arasında kalan kısım kasılma birimidir ve sarkomer adı verilir. Bu durumda bir sarkomer bir tam A bandı ve bunun iki tarafında  yarımşar İ bandından oluşur ve insanda yaklaşık 2-3 mikrometre uzunluktadır. Sarkomerler  uzunlamasına ardarda Z çizgilerinde birbirine bağlanarak miyofibrilleri oluştururlar.
Sarkoplazma içinde uzun, iplik şeklinde, kas lifinin uzunluğunca uzanan miyofibrillerin 1-2 mikrometre çapta olup elektron mikroskobunda yine uzunlamasına düzenlenmiş, ince miyofilamanlardan oluştuğu gözlenir. Büyüklük ve kimyasal yapısı farklı iki tip miyofilaman ayırdedilir. Bunlardan biri diğerinden kalın , 10 nm (100 Angström) çapta, 1.5 mikrometre uzunlukta olup çoğunluğu miyozinden ibarettir. Daha ince olan filamanlar ise 5 nm (50 Angström) çapta, 1 mikrometre uzunluktadır. Başlıca aktinden yapılmıştır.
Aktin filamanları aktin, tropomiyozin ve troponin proteinlerinden yapılmıştır. Globuler aktin molekülleri ardı ardına dizilerek fibriler aktini oluştururlar. İki fibriler aktin bir sarmal oluşturur. Tropomiyozin de aktine uygun sarmallar yapar. Troponin molekülleri (T, C ve I) ise düzgün aralıklarla (miyozin ayakçıklarının aralıklarına uyacak şekilde) tropomiyozine bağlanırlar.
Kalın miyozin filamanları, orta kısımda, M çizgisi hizasında daha kalın, uçlara gidildikçe incelirler. Orta kısımları düzgün olduğu halde uç kısımları, filaman eksenine dik olan, kısa çıkıntılar içerir. Bu çıkıntılar miyozin filamanını çevreleyen 6 aktin filamanına doğru uzanırlar. Bu uzantılar miyozin filamanlarını meydana getiren moleküllerin düzenlenmesine bağlıdır. Herbir molekül bir baş ve bir kuyruk kısmından oluşur. Moleküllerin kuyruk kısımları birbirine paralel olarak uzanır ve öyle düzenlenir ki orta  kısım yalnız kuyruktan oluştuğu için çıkıntı içrmez, düzdür. Baş kısımları filamanın incelen kısımları boyunca filamana dik olarak yanlara doğru çıkar. Çıkıntılar birbirinden 6-7 nm aralıklarla ve her 6 çıkıntı 45 nm de bir heliks tamamlayacak şekilde düzenlenir. Miyozin filamanlarının baş kısımlarında, kas kontraksiyonu için gerekli enerjiyi açığa çıkarmak üzere adenozin trifosfatı parçalayan adenozin trifosfataz enzimi bulunur.
İ bandını sadece aktin filamanları oluşturmaktadır. İ bandının ortasındaki  Z çizgisi ise komşu sarkomerlerdeki aktin filamanlarının tutundukları yerdir (alfa aktinin proteini). A bandı miyozin filamanlarının boyu kadardır. A bandında miyozin filamanlar içine her iki taraftan aktin filamanları sokulur. Aktin filamanları M çizgisine kadar sokulmadıklarından A bandının ortasında açık renkte gözlenen H bandı oluşur. Yani H bandında sadece miyozin filamanları vardır. H bandının genişliğini aktin filamanlarının giriş derecesi belirler. Başka bir deyişle kasın kasılma derecesine bağlıdır. Miyozin filamanlarının kalın olan orta kısmında bulunan M çizgisinde miyozin filamanları,  miyozin yapısında olmayan köprülerle (miyomesin proteini) birbirlerine bağlanırlar.
Aktin ve miyozin filamanlarının düzenlenişini üç boyutlu düşünürsek altıgen prizmalar yapacak biçimdedir. Enine kesitte her kalın miyofilaman altı ince miyofilaman ile altıgen yapacak şekilde çevrilidir.  Üç boyutlu durumda orta ekseni oluşturan miyozin filamanı çevresinde 6 aktin filamanı, altıgen prizmanın köşelerini yapacak şekilde düzenlenmiştir. Bunun dışını da yine altıgen prizmanın köşelerini oluşturacak biçimde 6 miyozin filamanı çevreler. Bu düzenlenmeye çift hekzagonal alan adı verilmiştir. Enine kesitte her aktin filamanının çevresinde üç miyozin filamanının bulunduğu gözlenir. Kalın ve ince filamanlar arasındaki uzaklık sabit olup 45 nm kadardır ve miyozin moleküllerinin oluşturduğu enine köprücükler tarafından katedilir.
Kasılma sırasında A bandının uzunluğu değişmez. İ ve H bandının her ikisinin uzunluğu azalır. Z çizgisi A bandının sonuna yaklaşır. Aktin filamanları miyozin filamanları içinde daha derine girerek filamanların boyu değişmediği halde İ ve H bantlarını, buna bağlı olarak da sarkomerlerin boyunu kısaltmış olurlar. Bu da miyofibrillerin boyunun kısalması demektir.
Kasılma sırasında aktin ve miyozin filamanlarının boyu değişmez; birbiri içinde kayarak sarkomerin boyunu kısaltırlar. Filamanların kayma işlemi, miyozin moleküllerinin baş kısmı ile komşu aktin filamanları arasındaki bağlantılarının yapılıp bozulmasının tekrarlanmasıyla sağlanır. Miyozinlerin baş kısımları aktin filamanlarına bağlandıktan sonra dik olan açı M çizgileri tarafında daralır. Böylece aktin filamanları M çizgisine doğru ilerler. Bağlantılar açıldıktan sonra ayakçıklar tekrar eski durumuna geçer ve sonraki noktada aktinlere bağlanır. Bu iş için gerekli olan enerji sarkoplazma retikulumundan salınan kalsiyum iyonlarının uyarmasıyla, köprücüklerdeki adenozintrifosfatazın adenozintrifosfatı parçalamasından açığa çıkar.
T tüpçükleri sarkolemmanın hücre içine yaptıkları girintilerden oluşur.   Miyofibrilleri çevrelerler ve komşu miyofibrillerde birbirleriyle devam ederler. T tüpçükleri hücre yüzeyinde hücreler arası aralığa açılırlar.
Sarkoplazma retikulumu denen  granülsüz endoplazma retikulumu çizgili iskelet kasında oldukça modifiye bir şekil gösterir. Bu dokuda çok gelişmiş olan sarkoplazma retikulumu, T tüpçükleri gibi  miyofibrilleri çevreler ve onların etrafında ağ yapan enine ve boyuna seyirli tüpçüklerden oluşur. Memelilerde her A ve İ bandında birim yapı oluştururlar. Miyofibrilin uzun eksenine dik olarak onları enine saran tüpçükler A ve İ bandı birleşkesinde bulunan T tüpçüklerine komşudur; genişçe oldukları için terminal sisterna da denir. T tüpçüğü ve iki yanında bulunan terminal sisternaların oluşturduğu üçlü yapıya  iskelet kası triyadı adı verilir. Bir miyofibrilin çevresini saran terminal sisterna T tüpçüklerinde olduğu gibi komşu miyofibrilinkiyle bağlantılıdır. Boyuna tüpçüklerse her bantda enine tüpçükler arasında uzanır ve onlara açılırlar. Boyuna tüpçükler A bandında H bandı düzeyinde, İ bandında daha az olmak üzere Z çizgisi hizasında birbirleri arasında bağlantılar yaparlar.
T tüpçükleri sistemi hücre zarına gelen uyartının lifin dışından miyofibrillere hızlı taşınmasını sağlar ve böylece uyumlu bir cevap elde edilir. T tüpçükleri terminal sisternalarla sıkıca yanyana oldukları için T tüpçüklerine gelen uyartı kolayca terminal sisternalara ve boyuna tüpçüklere geçer. Uyartının endoplazma retikulumuna geçmesi, kasılmayı sağlayan elemanların çalışmasını başlatacak olan kalsiyum iyonlarının retikulumdan salınmasına sebep olur.
Mitokondriyonlar da kas lifinde çok fazladır. Sarkolemma altında ve miyofibriller arasında yoğun olarak bulunurlar. Kasılma için gerekli olan enerjiyi sağlarlar.
Her kas bir veya daha fazla sinir sonlanması ile donanmıştır. Tek bir sinir lifinin sonlandığı kas lifi sayısı motor birim olarak adlandırılır. Motor birim aktivitenin tam kontrolunun gerektiği kaslarda küçük yani her kas lifinde ayrı bir sinir lifi sonlanacak şekilde, kaba aktivite gösteren kaslarda ise büyük, yani bir sinir lifinin birçok kas lifinde sonlanması şeklindedir.Büyük ekstremite kaslarında bir sinir 1500-2000 kas lifinde sonlanır.
Kas lifindeki motor sinir sonlanmalarına motor plak veya kas-sinir bağlantısı denmektedir. Bağlantı kas lifi üzerinde biraz kabarık bir plak gibi görülür. Sinir lifi sonlanmaya yaklaşırken önce miyelin kılıfını kaybeder, kas yüzeyinde Schwann hücreleri kılıfı da kaybolur. Kas hücresinde sinir sonlanmasının yerleştiği girintiye. primer sinaps girintisi (oluğu)   denir. Sinir uzantısında sinaps oluğuna girmeden ve girdikten sonra dallanmalar görülür. Dallanmaların uçları küremsi küçük kabartılarla sonlanır. Terminal buton denen bu kabartılar primer sinaps oluğunda kendilerine uyan çukurcuklara yerleşmişlerdir. Sinaps oluklarında sarkolemma küçük katlantılar gösterir (dalgalı bir şekildedir). Bu bölgede sarkolemma içinde veya çok yakınında asetilkolin esteraz enzimi vardır. Kas lifi çevresindeki eksternal lamina sarkolemma ve aksolemma arasında da devam eder. Sinir sonlanması bölgesinde sarkoplazmada fazla sayıda çekirdek, bol mitokondriyon, ribozomlar ve granülsüz endoplazma retikulumu vardır. Terminal buton içinde de çok sayıda mitokondriyon ve asetilkolin içeren veziküller (sinaps vezikülleri) bulunur.
İskelet kası, miyelinsiz sinirlerin kas lifini sarması şeklinde basit duyu sonlanmaları yanında, kas iğcikleri (sinir-kas iğcikleri) denen yüksek derecede organize duyu siniri sonlanmalarını fazla sayıda içerir. Kas iğciği birkaç ince, değişikliğe uğramış çizgili kas lifi ve bunları saran uzunca oval kapsülden ibarettir. İğcik içindeki kas liflerine intrafüzal lifler denir. Bu liflerin orta kısımlarında çizgilenme kaybolur ve büyük olan tipte genişlemiş olan bu bölgede çekirdek kümesi bulunur. Daha fazla sayıda olan ince tip intrafüzal liflerde ise bu bölgede çekirdekler bir dizi oluşturur. Her intrafuzal lifin orta kısmında lifi spiraller şeklinde saran duyu siniri sonlanmaları vardır. Liflerin diğer kısımlarında çiçek dalı şeklinde küçük duyu siniri sonlanmaları ve küçük motor sonlanmalar vardır. Kas iğcikleri gerilme reseptörleridir.
Tendonlar kasların kemik dokusuna tutunmasını sağlayan yapılardır. Sıkıca yanyana dizilmiş kollajen lif bantlarından oluşur (düzenli sıkı bağ dokusu). Her bandı az miktarda gevşek bağ dokusu (endotendineum) çevreler. Değişebilen sayıdaki kollajen bantlar bir araya gelerek fasikülleri yaparlar. Fasikülleri saran kılıf peritendineum, tendonun bütününü saran kılıf ise epitendineumdur. Kas tendon birleşme bölgesinde kasın bağ dokusukılıfları fibrözleşerek tendona karışır. Kas lifinin ucundakibağ dokusu lifleri sarkolemmaya bitişik eksternal laminaya sıkıca tutunurlar. Kas hücresinin kollajen tellere en yakın terminal bölümünde Z çizgisi gözlenir. Bu Z çizgisinden çıkan aktin filamanları sarkolemmaya dalar, tutunurlar. Böylece kas  lifinin kasılması sarkolemma ve bazal laminaya ve ondan sonra bağ dokusu kılıfı yoluyla tendona geçer.
İskelet kasları genellikle görünüşlerine göre kırmızı ve beyaz tiplere ayrılırlar.  Bu görünüm içlerinde bulundurdukları, farklı yapısal özellikteki kas liflerinin oranlarına bağlıdır. Bu lifler kırmızı lifler, ara lifler ve beyaz liflerdir. Kırmızı kaslarda kırmızı lifler, beyaz kaslarda ise beyaz lifler çoğunluktadır. Ara liflerse kırmızı kaslarda beyaz kaslardan daha fazladır. Genellikle yüz kasları gibi küçük kaslar kırmızı tipte, ekstremitelerdeki büyük kaslar beyaz tiptedir.
Kırmızı lifler,  miyoglobin pigmentini fazla miktarda içerirler. Fazla miktarda olan mitokondriyonları oksidatif enzimlerden zengin, fosforilazlardan fakirdir. Kristaları sıktır. Sarkolemma altında yoğun olarak ve miyofibriller arasında diziler halinde bulunurlar. Çekirdekler çok sayıdadır ve sarkolemmadan uzakça dururlar. Miyofibriller daha az ve gevşekçedir. Z çizgileri daha kalındır. Lipid inklüzyonları boldur.Beyaz lifler daha büyüktürler, daha az miyoglobin içerirler. Sarkoplazma oranı daha azdır. Çekirdekler sarkolemmaya iyice yakındır. Miyofibriller çok sıktır.Z çizgisi incedir. Daha az sayıda olan mitokondriyonlar oksidatif enzimlerden fakir fosforilazlardan zengindir. İnklüzyonlar daha azdır. Motor sonlanmalar beyaz liflerde daha büyük ve daha dallanmış olarak gözlenir. Kırmızı liflerde daha küçük ve basittir. Kırmızı liflerin çapı küçük beyaz liflerin daha büyüktür.
Ara lifler yapısal olarak kırmızı ve beyaz liflerdeki görünümün arasında bir görünüm arzederler. Fizyolojik olarak kırmızı lifler yavaş kasılıp gevşer, beyaz lifler hızlı kasılırlar.
Lif tiplerindeki farklılıklar enzimler (adenozin trifosfataz, süksinik asit dehidrogenaz) için hazırlanmış immün boyalarla da gösterilebilirler.
 
KALP KASI
Kalbin kas duvarını yapan kalp kası enine çizgilenme göstermekle beraber yapısında iskelet kasından bazı farklılıklar gösterir. Hücrelerin ucuca gelerek yaptıkları diziler yanında komşu liflerinki ile bağlanmak üzere yan dallar verir. Yan dallar hücre gövdelerinden dar açılarla çıktıklarından diğer liflerin gidişine uygun seyrederler.
Kalp kasında bağ dokusu azdır; iskelet kasındaki gibi düzenli kılıflar yapmaz. Kalp kası lifleri de dıştan bir eksternal lamina ile sarılıdır. Kas lifleri arasında, bol kan ve lenf damarlarıyla sinirleri içeren, retikulum liflerinden zengin gevşek bağ dokusu bulunur. Fibroblast ve makrofaj gibi bağ dokusu hücrelerine rastlanır.
Yaklaşık 80 mikron uzunlık ve 15 mikron genişlikte olan kalp kası hücrelerini çevreleyen sarkolemma  hücrelerin yanyana geldikleri kısımlarda da devam eder. Hücrelerin bu bitişme bölgelerinde diskus interkalaris denen bağlantı kompleksleri bulunur. Işık mikroskobunda  lifleri uzun eksene dik olarak, yer yer kateden koyu çizgiler olarak gözlenirler. Diskus interkalarisler Z çizgisi bitişiğinde bulunurlar. Elektron mikroskobunda, diskus interkalariste, komşu hücreler birbirleriyle, 20 nm aralıklı, girintili çıkıntılı bir temas yüzeyi oluştururlar. Komşu hücre zarları ve zarlara bitişik sitoplazmalar daha yoğundur. Bu yoğunlukta Z çizgisinden çıkan aktin filamanları sonlanır. Diskus interkalarislerde bildiğimiz hemen bütün bağlantı tipleri karışık olarak bulunurlar. Hücrelerin birbirine sıkıca tutunmasını sağlayan diskus interkalarisler içerdikleri nekzus tipi bağlantılarla da uyartının hücreden hücreye hızlı bir şekilde iletimini de sağlar.
Çekirdek genellikle tektir ve hücrenin ortasında yer alır. Oval veya hafif köşeli biçimdedir. Genelde ökromatinlidir; çekirdekçik gözlenir. Çekirdek çevresinde iğ biçimli bir bölge miyofibrilsizdir. Burada mitokondriyonların yanısıra çekirdeğin bir kutbu yakınında ufak bir Golgi kompleksi bulunur. Yüksek memelilerde ve insanda, özellikle atriyum duvarını yapan kas dokusunda, bu bölgede çok sayıda lizozom yer alır.
İskelet kasına oranla daha çok sayıda bulunan mitokondriyonlar sarkolemma altında ve oldukça düzenli diziler halinde miyofilaman demetleri arasında yer alırlar. Kristaları sık ve çok sayıdadır.
Sarkoplazma retikulumu iskelet kasındaki kadar iyi gelişmemiştir. Yan anastomozlarla birbirine bağlanarak ağ yapan uzunlamasına tüpçüklerden ibarettir. Devamlı enine tüpçükler bulunmaz. Uzunlamasına tüpçüklerin uçları genişleyerek T tüpçüklerine yaslanırlar (kalp kası diyadı). T tüpçükleri sarkolemmanın hücre içine yaptıkları girintilerden oluşur; Z çizgileri hizasındadır.
A, İ ve H bantlarıyla Z ve M çizgileri ayırdedilir. Miyofibriller  iskelet kasındaki kadar düzgün değildir; miyofilaman grupları komşu miyofibrilinkilerle karışabilir veya yalnız mitokondriyon dizileriyle ayrılırlar.
Az miktarda granüllü endoplazma retikulumu da gözlenir.
Kalp kası hücrelerinde lipid ve glikojen inklüzyonları, özellikle mitokondriyonların çevresinde fazla miktardadır.
Kalp kasında uyartının iletilmesi farklılaşmış olan özel kalp kası hücrelerinden yapılmış bir sistem ile sağlanır. Kalp kası, uyartı oluşturup ileten bu sistem sayesinde   kendi kendine kasılma gücüne sahiptir. Bununla beraber kalbin atım gücü ve sayısı otonom sinir sisteminin kontrolu altındadır. Uyartı oluşturup ileten kas dokusunun yapısı normal kalp kasından farklıdır. Bu liflerde miyofibriller azdır; genellikle sarkolemmaya yakın (periferik) yerleşimlidir. Glikojen çok bol miktardadır. Uyartı oluşturan sinoatriyal ve atriyoventriküler düğümlerde kas hücreleri kısa, mekik şeklinde ve çapları normal kas lifinin yarısı kadardır. İletimi sağlayan Purkinje liflerinde ise normal kas lifinden daha geniştir.
 
DÜZ KAS
Özellikle içi boş olmak üzere bir çok organda bulunur. Sindirim kanalında yemek borusunun ortasından anüsün iç sfinkterine kadar olan bölümünde, sindirim kanalına açılan bezlerin boşaltma yollarında, solunum yollarında soluk borusundan duktus alveolarise kadarki bölümünde, üriner boşaltma yollarında ve genital organlarda, arter, ven ve lemf damarlarının duvarlarında tabakalar oluşturarak; deride, dalak ve prostatın stromasında gruplar halinde veya tek tek dağınık olarak bulunur. Boru şeklindeki organların duvarındaki kas tabakası kas hücrelerinin yönlenişine bağlı olarak birkaç katlı olabilir.
Düz kas demet ve tabakaları dıştan gevşek bağ dokusuyla kuşatılmıştır. Kollajen ve retikulum lifleri, elastin lamelleri, fibroblast, histiyosit içerir. Kasa kan damarlarını ve sinirleri taşır. Bağ dokusu demetlerin içine de sokulur. Düz kas lifleri arasında retikulum lifleri yoğundur ve lifler çevresinde bir tabaka oluştururlar. Sarkolemma dışındaysa eksternal lamina bulunur.
Düz kas hücrelerinin büyüklüğü bulunduğu yere göre farklılık gösterir. Uzunluğu damar duvarında0.2 mmile en az, gebe uterusunda ise0.5 mmile en çoktur.
Işık mikroskobunda, özellikle boyuna kesitler sıkı bağ dokusuyla karıştırılabilir. Düz kas hücrelerinin orta kısmı daha geniştir, uçlara doğru giderek incelir; mekik niçimindedir. Bazen uç kısımlarında küçük çıkıntılar görülebilir. Uç kısımları diğerinin geniş kısmına gelecek şekilde birbiri arasına girerek sıkıca bir arada guruplar oluştururlar. Uzun-oval biçimli çekirdek geniş olan orta kısımdadır ve her hücrede tektir. Enine kesitleri düzenlenişi nedeniyle farklı çaplarda görülür ve geniş çaplı olanların ortasında çekirdek kesiti vardır.
Çekirdek uzun eksene paralel duruşludur. Genelde ökromatinlidir, az miktarda heterokromatin sarkolemmaya komşu yerleşimlidir. Birkaç çekirdekçik görülebilir. Kas hücresi kasıldığında çekirdek de kıvrıntılar yaparak kısalıp kalınlaşır.
Kasılmayı sağlayan miyofilamanlar çekirdeğin her iki ucundaki konik bölge dışında yoğundur; hücrenin uzun ekseni boyunca birbirine paralel uzanırlar. Miyozin filamanları az, aktin filamanları çoğunluktadır. Aktin filamanlarının tutunduğu yoğun cisimcikler sarkolemmanın iç yüzünde ve sitoplazmada dağınık olarak bulunur; çizgili kaslardaki Z çizgilerine denktir.
Diğer organellerin çoğu çekirdeğin iki ucundaki miyofilamansız  bölgede bulunurlar. Bunlar, küçük Golgi kompleksi, az sayıda granüllü endoplazma retikulumu kesecikleri ve granülsüz endoplazma retikulumu, mitokondriyonlar, serbest ribozomlardır. Glikojen inklüzyonları da bulunur.
Düz kas dokusunun kasılması iskelet kasına oranla daha yavaş ve uzun sürelidir; daha az enerjiyle çalışır. Kasılmayı, aktin filamanlarının miyozin filamanları arasında kaymasıyla bağlı oldukları yoğun cisimcikleri birbirine yaklaştırarak sağladıkları düşünülmektedir.
Düz kas otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Bütün hücrelerde sinir sonlanması yoktur. Gelen uyartı diğer hücrelere nekzus tipi bağlantılarla aktarılır.
Düz kas hücrelerinin laminin, kollajen, elastin gibi maddeleri de sentezleyebildikleri belirlenmiştir.
Bezlerin son bölümlerinde salgı hücreleriyle bazal lamina arasında yerleşik miyoepitelyal hücreler de düz kas hücrelerine benzer, sitoplazmalarında aktin ve miyozin filamanları içerirler. Kasılmalarıyla bezin son bölümlerinde yapılan salgıların ileriye doğru iletilmesini sağlarlar.
 
GELİŞME
Ektoderm kaynaklı iris kasları dışında bütün kaslar mezodermden gelişir. Kas dokusu mezenşim hücrelerinden farklanan miyoblast hücrelerinden gelişir.
Düz kas primitif sindirim kanalı ve ondan kaynaklanan yapıları kuşatan splanknik mezodermden farklanır. Başka yerlerde de ilgili olduğu mezenşimden gelişir. Mezenşim hücreleri miyoblastlara farklanır. Miyoblastlar uzunlaşır, sitoplazmalarında kasılmayı sağlayan organeller gelişir ve düz kaslara farklanırlar.
Kalp kası primer kalp tüpünü oluşturan endotel çevresindeki splanknik mezodermden gelişir. Miyoblastlar birbirleriyle birleşirler fakat iskelet kasındaki gibi birleşme bölgelerinde hücre zarları kaybolmaz ve burada interkalar disk denen bağlantı kompleksleri oluşur. Her hücrede bir çekirdek bulunur ve orta duruşludur. Sitoplazmada miyofibriller gelişir. Embriyonun geç dönemlerinde kalp kası içerisinde daha az miyofibril içeren ve kalp kası hücrelerinden daha geniş çaplı özel kalp kası hücreleri bantları gelişir. Bu atipik kalp kası hücreleri kalbin iletici sistemini (purkinje lifleri) oluştururlar.
İskelet kasını oluşturan miyoblastlar paraksiyal mezodermde oluşan somitlerin dermomiyotom kısımlarının miyotombölgelerindeki mezodermden gelişir. Yutak kavisleri mezodermi ve somatik mezodermden de kaynaklanır. Mezenşim hücreleri sonuçtaki yerlerine göçerken miyoblastlara farklanırlar. Miyoblastlar uzunlaşır, birbirleriyle uzunlamasına kaynaşarak birbirine paralel, çok çekirdekli hücreler (miyotüp) oluştururlar. Başlangıçta ortada olan çekirdekler sitoplazmada kasılmayı sağlayan miyofibrillerin gelişmesiyle kenara itilir. Üçüncü ayın sonunda miyofibriller karakteristik enine çizgilenmeyi gösterirler. Bazı kaslar geliştiği segmente uygun olarak kalırken (kostalar arası kaslar) çoğu yer değiştirerek segmentlere uyum göstermez.

Bu öğeyi yazdır

  Fagositoz nedir?
Gönderen: admin - 01-21-2018, 03:30 PM - Forum: Temel Veteriner Fizyoloji - Cevap Yok

Ameboid hareketlerle korpuskül maddelerin fagosit hücreler içine alınmasıdır. Fagosit hücreler; mononükleer fagositer sistemin fagositoz yeteneğinde olan hücreleridir. Makrofajlar ve mikrofajlar olarak ayrılır. Makrofajlar; mononükleer (tek çekirdekli) olan monositler, histiyositler, adventisya hücreleri, Kuppfer hücreleri ve doku makrofajlarıdır. Makrofajlar genellikle, KC de (karaciğer), lenf düğümlerinde bulunmakla birlikte tüm dokularda dolaşan hücreler olarak görünürler. Bunların ilk halleri kanda bulunan monositlerdir. Mikrofajlar ise polimorf çekirdekli granulositlerdir.
Fagositozun pekçok etki mekanizması vardır.
 Fagosit hücrenin üst yüzeyine komplementten bağımsız antijen bağlanarak lenfokinler bırakılır, ki bu olay fagositoza bağımlı savunma reaksiyonlarının başlangıcını oluşturur.
 Fagositoz aktivitesi, komplement sistem, opsoninler ve bakteri ekstraktları (lipopollisakkaritler, peptidoglikanlar) ile artırılabilir.
 Yabancı cisimciklerin, mikroorganizmaların, hasarlı ve ölü doku hücreleri ve savunma hücrelerinin hücre içine alınması, yıkılması ve ortadan kaldırılması işlemlerini kapsar.
Kemotaksis: Fagositik hücreler, kemotaktik maddenin olduğu yere doğru hareket ederler. Komplement aktivasyonu sırasında üretilen C3 ve C5 kemotaktik maddeler veya mast hücrelerinde veya eozinofilik ve nötrofilik faktörlerin etkisi ile önceden oluşturulan aracı maddelerin bırakılmasını izleyerek kemotaksis ortaya çıkar. Kemotaktik faktörler mikroorganizmalarca üretilen faktörleri veya yangısal süreçlere katılan hücreler tarafından üretilen maddeleri kapsar. Örn interlökin I ; infeksiyonlar ve doku hasarlarında makrofajlar tarafından serbest bırakılır. Histamin; dolaşan bazofiller ve eozinofiller tarafından bırakılır. Ya da yangılı bölgede ortaya çıkan proteinler fagosit hücrelerin yangı odağını tayin etmelerini sağlar. Örneğin, doku hasarı soucu KC C reaktif protein denilen bir maddeyi üretir (CRP). Bu da bakteri ve mayaların hücre duvarlarındaki polisakkarit komponentlere eklenir. Bu yolla da komplement sistem aktive edilir. C3 a oluşur, bu madde organizmayı işaretler ve onun fagositozunu kolaylaştırır. Kemotaktik maddeler, kapiller ve venüllerin dilatasyonuna neden olurlar.
Aderenz: Fagositik hücrenin bakteri ve viruslara yapışmasını ifade eder. Bu süreç kapsülsüz bakteri ve proteinlere karşı duyarsızdır. Kan proteinleri virulent bakterilerin etrafında bir film oluşturarak lökositlerin yapışmalarını sağlar ve onları fagositoza hazırlar. Diğer bakteriler yüzeylerinde böyle özel antikorlarla kaplanmazlarsa fagosite edilemezler. Sonraki aşamada fagositik hücrelerde psöydopodlar oluşur. Psöydopod, stoplazmanın partiküllerin etrafına akışını ifade eder. Psöydopodların, partikülün tamamını sarıp içlerine almaları sürecine de fagozom oluşumu adı verilir. Fagozom hücre içerisine alındıktan sonra lizozomla birleşir ve fagolizozom olarak adlandırılır. Bu yapı, hidrojen peroksit, aktif oksijen türleri (serbest radikaller), peroksidaz, lizozom ve hidrolitik enzimleri ve etkileşimleri içerir. Bu olay oksidatif burst olarak bilinir. Nötrofillerin mikrobisit aktiviteleri, oksijeni toksik olan superoksit anyonlarına ( O2-) ve hidrojen perokside (H2O2) dönüştüren enzim sistemleri üzerine oturur. H2O2 de sonra, kısmen uzun ömürlü olan HOCl ‘ne dönüşür.
NADPH oxidase
O2 + NADPH 2 O2- +NADP+ + H+
Superoxyd dismutase
2 O2- + 2H+ H2O2 + O2
Myeloperoxidase
H2O2 + Cl – + H + HOCl + H2O


Oksidatif burst ile fagolisosomal içerik sindirilir ve bundan sonra ekzositoz ile dışarıya atılır. Proteinler ise bu basamakta çok farklı süreçlere girerler. Eliminasyon yerine MHC denilen savunma moleküllerine eklenir. Ve hücre yüzeyine taşınır (antijen sunulması). Bakteri toksinleri ise vakuol içerisinde kaldıkları sürece zararsızdırlar. Sindirilmeyen partiküller (kömür granülleri gibi) muhtemelen fagositten dışarıya atılırlar.
Fagositozu hızlandıran organizma ve moleküllerle materyalin donanımı opsonizasyon olarak adlandırılır. Fagosite edilecek organizmaya C3 (üçüncü komplement bileşeni) bağlanır ve sonra komplement reseptörlerine eklenir. Hücre yüzeyinde bulunan Fc reseptörleri ise antikorun Fc kısmına bağlanır. Fc ve C3 e psoninler denir.
Fagositik aktivitenin belirlenmesi : Granulositlerin fagositik aktiviteleri albumin veya immun globulinle işaretlenmiş floresan veren lateks partikülleri aracılığı ile ya da fagoside edilebilen tüm mikroorganizmalar aracılığı ile belirlenir. Partiküller bu şekilde işaretlendikten sonra tam kan ilave edilerek bakteriyel bir peptitle inkube edilir ve flowcytometrede (2) fagositoz yapmış olan hücreler ve gösterdikleri floresans +4 C derecede inkube dilmiş negatif kontrolleriyle karşılaştırılır (3). Benzeri bir işlem ışık mikroskobunda da yapılabilir. Fagositer hücrelerin içlerine aldıkları partikül sayıları bu kez mikroskopta belirlenir.

Bu öğeyi yazdır

  Osmoz ve Osmotik Basın Nedir?
Gönderen: admin - 01-21-2018, 03:29 PM - Forum: Temel Veteriner Fizyoloji - Cevap Yok

OSMOZ, OSMOTİK BASINÇ
Bir madde suda çözündürüldüğünde osmotik kavramlardan da bahsedilir. Farklı konsantrasyonlarda iki çözelti semipermeabl bir zarla ayrıldığında zar suya geçirgen ise şekilde görüldüğü üzere su A dan B ye geçer.
A B A B Osmotik
Basınç
(Kaynak: Golenhofen K. 1994, GK1 Physiologie, 11.Auflage. Chapman&Hall , Weinheim)
Su molekülleri
Şeker molekülleri
Zar suya karşı geçirgen ise su A dan B ye geçer. Bu harekete Osmoz denir. Bu su akışı, B kompartmanında A dan B ye akışı engelleyecek hidrostatik basınç oluşuncaya kadar devam eder. B kompartmanındaki osmotik basınç normal şartlarda B deki parçacık konsantrasyonu ile proporsiyonal yani doğru orantılıdır. Suyun herhangi bir yönde akışı da suyun parsiyal basıncı yani kendi moleküllerinin oluşturduğu basınçla doğru orantılıdır. Başlangıçta A dan B ye su akışı fazladır. B kompartmanında hidrostatik basıncın artmasıyla birlikte B den de A ya su akışı başlar, ta ki her iki taraftaki osmotik basınçlar birbirleri ile eşitleninceye kadar.
1 mol şeker 1 l suda çözündüğünde oluşan osmotik basınç 22,4 atm lik basınca uyar (= 22 bar, 35 derece ısıda 25 bar).
Kaynak: Golenhofen K. 1994, GK1 Physiologie, 11.Auflage. Chapman&Hall , Weinheim

Osmolarite, Osmolalite:
Osmolarite= Osmotik etkili çözünmüş parçacıkların litredeki mol sayısıdır.
1 Osmol / l = 1 mol parçacık 1 l de çözünmüştür. Bu değerin 1 / 1000′ i 1 mOsm’dür.
Bir madde su içerisinde çözündüğünde msl. bu madde NaCl olsun, Na+ ve Cl- iyonlarına ayrılır. Her bir tuz molekülü tam dissosiye olursa osmotik aktif 2 parçacık ortaya çıkar. Eğer 1 mol tuz 1 l de çözündürülürse bahsedilen durum 2 osm / l olarak ifade edilir.
0,2 Osmol NaCl = Na + Cl
0.2 Osm 0.2 Osm
Her molekül osmotik aktif iki molekül verir. Böylece bu maddenin osmolar solüsyonu her litresinde 0.5 molekül gram madde ihtiva eder. Yukarıdaki örnekte 58,5 :2 = 29.25 gram alınıp 1 l suda çözündürülürse 1 Osm çözelti hazırlanmış olur. 0.2 osmol hazırlamak için 0.2 * 29,25 = 8,775 g l’ye tamamlanır.
ifade edilir.
Osmolalite= Osmotik etkili madde kg suda çözünmüş ise osmolaliteden bahsedilir. Birimi Osm /kg dır.
Vücutta bu iki durumdan doğan farklılıklar ihmal edilebilir niteliktedir.
Bir çözeltinin osmolaritesi donma noktasını düşürmesi ile direkt olarak ölçülebilir.
Üre ve glikoz gibi moleküller dissosiasyon göstermediklerinden hazırlanan osmolar solüsyonları her litresinde 1 molekül gram ihtiva edeceğinden molar çözeltileri hazırlanmış olur. Yani osmolaritesi molaritesine eşit olur.
Molar çözelti: Maddenin molekül gramının (veya 1 formül gramının )1 lt suda çözünmesi ile hazırlanan çözeltidir. 1 formül gram NaOH=40 g 1 lt suda çözündürülürse 1 M çözeltisi hazırlanmıþ olur. Madde kristal suyu içeriyorsa bu da molekül ağırlığına ilave edilir.
Molalite: 1000 g çözücüde çözünmüþ maddenin mol sayısıdır, m ile gösterilir. mmol=1:1000 mol’dür.
Molarite: Bir çözeltinin 1 lt’ sinde çözülmüş olan maddenin mol sayısına o çözeltinin molaritesi denir. Yani Molarite 1 lt’ deki mol sayısıdır.
Mol: Bir maddenin bütün özelliklerini taşıyan en küçük birimine mol denir. Bütün maddelerin 1 mollerinde 6,02×1023 tane molekül vardır. Bu sayıya avagadro sayısı denir. 1 mol H2O  6,02 x 1023 tane su molekülü vardır.
Eşdeğer ağırlık: Bir maddenin mol ağırlığının ( veya formül ağırlığının ) değerliliğine bölümüdür.
Mol= Verilen ağırlık:mol ağırlığı
2,56 g O2 kaç mol’dür? 32 g O2 1 mol ise 2,56 g O2=0.08 mol’dür.
Mol= Verilen molekül sayısı: 6,02×1023
18,06×1025 molekül su kaç mol’dür?
Mol= Verilen hacim:22,4
17,92 lt 02 kaç mol’dür?
* N.Ş.A. bütün gazların 1 mollerinin hacmi 22,4 lt’dir.
Normal Çözelti: 1 lt’sinde 1 eşdeğer gram madde ihtiva eden çözeltidir. Hcl için Eşdeğer gram= 36,5:1 ‘dir. d=1,18 % 37’ lik asitse  d= m/V , V= m/d = 36,5 : 1,18 = 30,93 ml alınıp 1 lt’ ye tamamlanırsa 1 N çözelti olur. Elimizdeki asit % 37’ lik olduğuna göre %100’ ü 30, 93 ml ise % 37’lik 83,59 ml olur. %37’likten 83,59 ml alınarak distile su ile 1 lt’ ye tamamlanır.
Osmotik basınç: Plazmada çözünmüş olan maddelerin konsantrasyonları için bir ölçüdür. = 7,3 atm (= 5600 mm Hg = 745 kPa ) ve donma noktası 0,54 oC’ ye tekabül eder.
* g / cm2 Basınç= Kuvvet / yüzey
* dyn / cm2 = Bar
* kg / cm2
* nt / m2 = Paskal
İzotonik solüsyonlar= Kanın osmotik basıncına eşit osmotik basınca sahip solüsyonlara denir. Birbirleri ile izoosmotik olan solüsyonlar aynı sayıda osmotik aktif üniteler içerir.

Bu öğeyi yazdır

  Genetik Kısa Notları
Gönderen: admin - 01-18-2018, 07:12 PM - Forum: Temel Veteriner Genetik - Cevap Yok

Genetik : biyoloojinin kalıtım ve varyosyanuyla ilhili bilim dalıdır.
Genetik karakterler : canlılarda bır önceki kuşaktan kendisini izleyen kuşaklara aktarılan nitelikler ve özelliklerdir.
-canlıların en önemli ortak özelliği hücrelerden meydana gelmesidir.
-çok sayıda hücrenin bir ataya gelmesi ile meydana gelen ileri canlıda hücreler birleşerek dokuları, dokular birleşerek organelleri, organeller birleşerek organları ve organlarda birleşerek sistemleri oluştururlar.
-hücreler 2 ye ayrılırlar ; somatik hücreler ve gelminal hücreler.
Somatik hücreler : kemik kas sinir kan yağ doku iç organlardır.
Gelminal hücreler: Üreme hücreleridir.
-hücre 3 temel kısımdan oluşur; hücre zarı, stoplazma , çekirdek.
Hücre zarı: Hücreyi çevreleyen ve dağılmasını önleyen protein ve yağlardan meydana gelen yapıdır.
Stoplazma: Hücrenin tüm faaliyetinin gerçekleştiği, organellerin ve çekirdeğin yüzdüğü yarıyoğun bir sıvıdır.
Stoplazmanın içinde bulunan organeller:
a) Mitokondri: hücrenin enerji merkezidir. Hücre içi solunum burada cereyan eder.
b) Koful: besin depolanmasında ve atık hücrelerin dışarı atılmasında kullanılan organeldir. Hayvan hücrelerinde az sayıda ve küçük, bitki hücrelerinde çok ve büyük.
c) Endoplazmik retikulum: Hücre içerisinde madde taşınmasında sorumlu organeldir. Granürlü ve granürsüz olmak üzere 2 ye ayrılır. Granürlü olanlarda ribozom bulunur.
d) Ribozomlar: Protein sentezinde sentezin yapıldığı yerdir.
e) Golgi aygıtı: Salgı maddelerinin üretildiği yerdir.
f) Sentrozom: Sadece hayvan hücrelerinde bulunur ve hücre bölünmesinde rol oynar.
g) Lizozom: Sindirim ile alakalı enzimdir.
Çekirdek zarı: Çift katlı bir zar olup üzerinde delikler bulunur. Hücre bölünmesinde kaybolur yeni hücre oluşumunda tekrar endoplazmik retikulum ve golgi yardımıyla oluşturulur.
Çekirdekcik: İçerisinde az miktarda DNA, bol miktarda Rna bulunur.
Çekirdek sıvısı: Homojen yapıda olup bol miktarda ATP bulunur.
Kromatik iplikler: Hücrede ençok bulunan bir maddedir.
– Çekirdek yapısında %20-25 oranında DNA, DNA nında 1/8 ile 1/10 arasında RNA bulunur. Çekirdek %70-75 de protein ve lipidlerden oluşur. Kromozomların bulunduğu yerdir.
-Kromatitlerin birbirine bağlandığı noktaya ise sentromerler adı verilir.
Kromozomlar:
1) Polimerize olmuş zincir moleküllerinden oluşmuştr.
2) Kimyasal yapıda nükleotitler oluştururlar. Ayrıca nükleotitler şeker, fosfor asiti ve azot bazlarından oluşur. Bu bazlar adenin ve guanin gibi, stonin ve timin gibi primidinlerden oluşur.

Bu öğeyi yazdır

  Doğum Yaklaştığında Neler YApılmalıdır?
Gönderen: admin - 01-18-2018, 07:11 PM - Forum: Doğum Bilgisi ve Suni Tohumlama - Cevap Yok

Doğum yaklaştığında neler yapılmalıdır?
İnekleri doğuma 5-7 gün kala, ahırdaki diğer hayvanlardan uzaklaştırarak daha geniş bir yere alınır.
Altlıkların bol, temiz ve kuru olmasına özen gösterilir.
Ahırların havadar ve uygun sıcaklıkta (10-15 derece) olmasına dikkat edilir.
Doğumun başlayıp başlamadığı hayvana hissettirilmeden gözetlenmelidir.
Doğuma yardım için hiçbir zaman acele edilmemelidir.
Doğum başladığında nelere dikkat eedilmelidir?
Doğum yapacak olan inekte, ilk sancıların başlamasından sonra 8 saat veya birinci su kesesinin görülmesinden sonra 2 saat geçtiği halde doğum gerçekleşmiyorsa yardıma, müdahaleye ihtiyaç vardır. Bu durumda mümkünse bir veteriner hekime danışılmalı veya çağırılmalıdır.
Güç doğuma müdahale sırasında; yavruyu çekmek için 4 insan gücünden fazlası kullanılmamalıdır.
Kesinlikle buzağının alt çenesine ip bağlayarak çekilmemelidir.
Yavrunun ön ayakları başıyla birlikte 15-20 cm dışarıya çıkmamış ise kesinlikle çekilmemelidir.
Buzağı arka ayakları ile geliyorsa müdahale için acele ediniz. Göbek kordonu erken kopacağından solunum erken başlar, buzağı boğulabilir.
Doğumdan sonra neler yapılmalıdır?
Doğum yapmış olan ineğin vücudu terli olduğundan, havlu, bez, çuval yada kuru ot yardımı ile kurulanmalıdır. Gerekli durumlarda hayvanın üstü bir örtü ile örtülmelidir.
İnekler, doğumu izleyen ilk 8-10 gün soğuktan ve hava cereyanından korunmalıdır.
Ahırlarda karşılıklı kapı ve pencereler açık bırakılmamalıdır.
İneklerin içecekleri suyun ilk 2-3 gün ılık olmasına dikkat edilmelidir.
İçerisine kepek, buğday, yulaf veya arpa unu ilave edilmiş ılık tuzlu su (yal, çorba) verilmelidir.
Yavru zarları doğumdan 12 saat sonrasına kadar atılmadığı taktirde bir veteriner hekime müracaat edilmelidir.
Eş veya son adı verilen yavru zarları atıldıktan sonra ineğin yanından hemen uzaklaştırılmalıdır. Bunlar bir çukura gömülmeli veya yakılmalıdır. Yavru zarlarını yiyen ineklerde sindirim bozuklukları görülebilir.
Meme ödemi, memelerde göğüs kafesine kadar uzanan aşırı şişkinliktir. Buzağılamadan birkaç hafta önce oluşur ve çoğunlukla doğumdan 8-12 gün sonra kaybolur. Kaybolmadığı taktirde bir veteriner hekime müracaat edilmelidir.
Buzağı doğar doğmaz nefes alıp almadığına dikkat edilmelidir. Öncelikle yavrunun ağız ve burnundaki yavru zarı parçaları, mukus ve yavru suları temizlenmelidir. Çünkü yavruyu anneye bağlayan göbek kordonu kopar kopmaz solunum (nefes alam) zorunlu hale gelir. Normal doğumlarda yavru dışarı çıktıktan sonraki 10-60 saniye içinde solunum başlaması gerekir.
İlk teneffüs hareketi derindir. Akciğerlere fazla miktarda hava girebilmesi için, ilk nefes almanın güçlü ve derin olması gerekir. Yeni doğan buzağının yaşama şansı, normal solunum hareketinin kendiliğinden başlamasına bağlıdır.
Şayet solunum güç ve hırıltılı ise; mukusun uzaklaştırılması için yavruyu arka bacaklarından baş aşağı olacak şekilde bir yere asılmalı ve hafifçe silkelenmelidir. Bu işlem 10-20 saniye süre ile 3-5 defa tekrarlanmalıdır.
Yavrunun başına bir miktar soğuk su dökülebilir. Bu işlem solunumu uyarır.
Solunumun normale dönmediği durumlarda, kaburgalar üzerine dikkatlice çift taraflı hafif basınç uygulanır. Ayrıca hayvanın dilini birkaç kez hafifçe çekip bırakılır.
Buzağı kendiliğinden normal sıklıkta ve derin olarak solunuma başladığında bir bez yada çuval yardımı ile ovarak kurutulmalıdır.
Solunumdan sonra göbek kordonunun kontrolüne özen gösterilmesi gereklidir.
Göbek kordonu doğum sırasında çoğunlukla kendiliğinden kopar.
Kendiliğinden kopmamış ise; temiz bir makas veya bıçak ile yavrunun gövdesinden bir el genişliği uzaktan kesilmelidir.
Göbek yarası çok temiz tutulmalıdır. Bunun için buzağı bol ve kuru altlık üzerine alınmalıdır.
Göbek kordonuna bolca iyotlu bir antiseptik (Biokadin, Batticon) dökülmelidir. Kordonda kanama yoksa bağlanmamalıdır.
Göbek parçası bir hafta içinde kurur ve düşer, düşene kadar her gün antiseptik ilaçlar sürülmelidir.
Göbek yarasına mikrop bulaşır ise iltihap oluşur. Bu durumda göbekten kötü kokulu ve irinli bir akıntı gelir ve yavrunun genel durumu bozuktur. Bu durumdada acilen bir veteriner hekime müracaat edilmelidir.
Eğer ana yavruya ilgisiz kalıyorsa, özellikle soğuk bölgelerde buzağının vücudunu temiz ve kuru bir bezle kurulanmalıdır. Yeni doğan yavrunun üzerine kesinlikle tuz dökülmemelidir.

Bu öğeyi yazdır

Heart Forum Sitemiz Hizmete Açılmıştır...
Gönderen: admin - 01-18-2018, 07:01 PM - Forum: Duyurular ve Etkinlikler - Cevap Yok

Forum sitemiz hizmete açılmış olup lütfen forum kullarına uyalım.

Bu öğeyi yazdır

Eğitim paylaşım ve yardımlaşma sitesi olarak hizmet veren labvet.club veya forum.labvet.club adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K' nın 125. Maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. abvet.club veya forum.labvet.club hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri iletisim linkimizden bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.